Nöroloji; beyin, beyin sapı, omurilik ve çevresel sinir sistemiyle kasların hastalıklarını inceleyen, teşhis ve cerrahi olmayan tedavi hizmetini veren uzmanlık alanıdır. Ayrıca nörologlar, diğer uzmanlık dallarına da sık olarak konsültasyon hizmeti vermektedir. Diğer uzmanlık dallarını ilgilendiren hastalıkların, sinir sistemini etkilediği durumlarda da, konusunda uzmanlaşmış nörologlar, bu katkıyı sağlamaktadır.

Nörolojik hastalıkların tanı ve tedavilerinde radyoloji, EEG laboratuvarı çalışmaları önemlidir. Tanı amaçlı olarak BT, MR, anjiyografi, EEG, EMG hizmetleri de verilmektedir.

Uyku Laboratuvarı Nedir?
Hastanın uyku ile ilgili kaydedilebilir tüm verilerinin bilgisayara sonradan incelenmek üzere kaydedildiği yerdir. Ev ortamı hassasiyetinde oluşturulan özel bir odada hasta uyurken gece boyu izlenir ve kameraya kaydedilir.

Normal uyku ve bazı hastalıklarda oluşan uyku arasındaki değişikliklere ilişkin bilgiler uyku laboratuvarlarında yapılan incelemeler sonunda elde edilmiştir. Uyku laboratuvarındaki polisomnografik kayıtlamalar en temel verileri sağlamaktadır. Polisomnografik incelemeler sırasında üç boyutta kayıt yapılabilmektedir.

EEG: Elektroanselograf aracılığıyla tüm gece uykusu boyunca elektroanselografik kayıtlamalar yapılarak kişinin uyku uyanıklık dönemleri ve uykunun evreleri belirlenir.

EOG: Elektro-okülograf aracılığı ile göz hareketleri belirlenebilmektedir.

EMG: Elektromyograf ise kaslardan elektromyografik kayıtların yazılmasına olanak sağlar. Kasların kasılı ya da gevşemiş olduğu dönemler belirlenir.

EKG: Kalp ritmi, kalp hızı gibi bulgulara ulaşmak için kullanılır.

Pulse Oksimeter: Uyku sırasında kanda dolaşan oksijen saturasyonu ölçülebilmektedir. Oksijenin azaldığı dönemler ve dönemlerin sayısı, süresi ve derinliği gibi bilgilere ulaşmamızı sağlar.

Uyku merkezlerinde bunlar dışında daha birçok parametreler incelenmektedir; Hava akım ölçümü ile nefes alış verişlerin derinliği, düzeni takip edilir, nefes durmaları belirlenir. Vücut pozisyonu takibi ile sırtüstü ya da diğer pozisyonlarda uykudaki değişiklikler kaydedilir. Horlama sesinin kayıtları, bacak hareketleri gibi daha birçok parametre izlenir kayıt edilir ve değerlendirilir.

Uyku laboratuvarında özellikle; kendisini horlama, uykuda nefes tutma ve gündüz uykululuk ile belli eden uyku apne hastalığı şüphesi olanlar yatırılmaktadır.

Hangi Hastalarda Uyku Apnesi Olabilir?
-Horlama
-Uykuda nefes kesilmesi
-Sabah yorgunluğu-Sabah baş ağrısı
-Gün içinde uyuklama isteği
-Dikkati toplama bozukluğu
-Sosyal hayatın etkilenmesi
-İşte başarısızlık
-Trafik kazalarında artış
-Kalp sorunları ve hipertansiyon
-Gastroözofageal ve larengofarengealröflü
-Cinsel isteksizlik

Hekimin hastaya soracağı 3 soru uyku apne hastalığını tanımasına yardımcı olur:
1. Horlama var mı?
2. Uykuda nefes kesilmesi var mı?
3. Gün içi uyuklama isteği var mı?

Hastanemizdeki Uyku Bozuklukları Merkezi, 1 özel oda ve teknisyen gözlem odasından oluşmaktadır. Deneyimli teknisyenlerimiz tarafından hastaların kayıtları kamera sistemi ve bilgisayar aracılığı ile gece boyunca izlenmektedir. 

Laboratuara hastalarımız 21.00-22.00 arasında alınmakta olup uyku teknikerleri tarafından elektrotlar yerleştirilerek tüm gece boyunca kayıt yapılmaktadır. Uyku esnasında yapılan en az 6 saatlik kayıt yeterli olacaktır. 

Niçin Yapılıyor?
Polisomnografi uyku bozukluklarının teşhis ve değerlendirilmesine yardımcı olmak için kullanılmaktadır.

Nasıl Gerçekleştiriliyor?
Özellikle elektrot, sensörler ve video kaydı.

Teknisyenimiz çalışma öncesi yaklaşık 30-45 dakika arası süren, vücudunuzun belli bölgelerine elektrot ve sensörleri bağlama işlemini yapacaktır. Bu elektrot ve sensörler aracılığı ile gece boyunca beyin dalgalarınız, horlamanız, kalp elektronuz (EKG), solunum eforunuz, çene-göz ve bacak kas aktiviteniz ve kandaki oksijen düzeyiniz kayıt edilecektir.

İhtiyaç duyduğunuzda yatağınızın başındaki alarm düğmesi ile iletişim kurabilir, istediğiniz zaman tekniker cihaz bağlantısını çıkararak lavaboya gidebilirsiniz.

Uykunuz geldiğinde teknikerimiz ışıkları kapatır ve uyku çalışmanızı başlatır.

Ne Kadar Sürüyor?
Tüm gece, ortalama 6 saat.

Ne Zaman Yapılır ve Sonuçlanır?
Randevu tarihi ve sonuç alma süresi: çalışmamızda toplam 1000 sayfaya yakın veri gece boyunca kayıt edilmektedir. Tanınızın konulması için Nöroloji Uzmanımız tarafından bu veriler yeniden incelenerek yorumlanacaktır. Sekreterimiz en kısa sürede sizi arayarak raporunuzun hazır olduğunu bildirecektir.

Kim Tarafından Yapılır ve Değerlendirilir?
Uyku teknisyeni tarafınca kayıtlar alındıktan sonra, Nöroloji Uzmanımız tarafından değerlendirme, skorlama ve raporlama yapılacaktır.

Uyku Testine Gelmeden Önce:
Sakinleştirici türde ilaçlar kullanılıyorsa 1 hafta önce kesilmesi tavsiye edilir. Yatış günü, akşamüzeri duş alın, sakallarınızı kesin, göğüs kıllarını ve bacak ön yüzündeki kılları temizleyin. Duş sonrası lütfen nemlendirici kullanmayın ve saçınıza sprey, jöle ve yağ içeren ürünler kullanmayın. O gün öğleden sonra içki çay, kahve, gazlı içecekler tüketmemesi, reflüye neden olabilecek portakal, mandalina gibi yiyeceklerden uzak kalınması tetkikten 4 saat önceden sonraki zamanda sigaradan uzak kalınması tetkikin sağlıklı olması için gerekmektedir. Yatış esnasında kollu ve bacaklı pijama ile gelinmelidir.
Özellikle çene bölgenizi traş yaparak temizleyin. Eğer 1 cm’ den uzun sakalınız varsa traş olmanıza gerek yoktur, özel bir yapıştırıcı ile elektrotlar bağlanacaktır. 
Varsa ojelerinizi ve takma tırnağınızı çıkarın. 

Yanınızda Getirmeniz Gerekenler:
-Kurumsal sevkiniz varsa çalışma günü yanınızda getirin. 
-Rahat bir uyku uyumak için kendi pijama ve terliğinizi getirin. 
-Kullandığınız ilaçları getirin. 
-Kendinizi evinizde hissetmenizi sağlayacak her türlü eşyayı (yastık, oyuncak gibi) yanınızda getirebilirsiniz.

Kimler Uyku Laboratuvarına Başvurabilir?
-Horlayan,
-Uykuda nefesinin kesildiği belirtilen,
-Gündüz yorgun ve uyuklaması olan hastalarda, kesinlikle şüpheleniriz,

Yukarıdakilerden birine aşağıdaki şıklardan 1-2'si eklenirse yine şüpheleniriz.

Obezite
Gece terlemesi
Gece idrarı
Ayrıca, hipertansiyon, kalp ritim bozukluğu, sol ve sağ kalp yetmezliği, diyabet, kronik obstruktif akciğer hastalığı, beyin damar hastalıkları varsa bu hastalar riskli hastalardır ve muhakkak uyku apnesi açısından tetkik ve tedavileri yapılmalıdır.

Uyku Apnesi Tedavi Edilmezse Hangi Hastalıklar Görülür?
A. Kalp Damar Sistemi Hastalıkları

Hipertansiyon
İskemik kalp hastalığı
Sol kalp yetmezliği
Sağ kalp yetmezliği
Kalpte ritim bozuklukları
Ani ölüm

B. Akciğer Hastalıkları
Astıma yatkınlık

C. Sinir Sistemi Hastalıkları
Beyin damarlarında daralma
Gündüz aşırı uyku hali
Sabah baş ağrısı
Uykuda sara hastalığı
Huzursuz ve yetersiz uyku

D. Psikiyatrik Hastalıklar
Bilişsel bozukluk
Anksiyete, depresyon

E. Hormon Hastalıkları
Cinsel isteksizlik
Cinsel işlev bozukluğu

F. Böbrek Hastalıkları
Gece idrara çıkma
İdrardan protein kaçağı

G. Mide-Barsak Sistemi (Gastroözefajialreflü) Hastalıkları
Kan hastalıkları (Polisitemi, kan akışkanlığının azalmasına neden olmakta)
Sosyal sonuçlar
Okul ve iş performansında azalma
Raporlu olma süresinin artması
Çocuklarda hiperaktivite
Sosyal ilişkilerde bozulma (Boşanmalar vs.)
Kazalar (trafik, ev, iş)
Yaşamı tehdit eden ve yaşam kalitesini bozan sağlık sorunları ortaya çıkar.

Huzursuz bacak sendromu, uyku veya dinlenme halinde, bacaklarda hissedilen ağrı, kaşıntı, uyuşukluk, karıncalanma, iğnelenme, yanma sıkıntılarının sebep olduğu bir hastalıktır.

Bacaklardaki bu yanma, uyuşma gibi hislerden ötürü sürekli hareket etme isteği, gece saatlerine doğru huzursuzluğun artması, bacakları hareket ettirdikçe huzursuzluğun azalması, dinlenme halinde sıkıntının artması; huzursuz bacak sendromunun başlıca belirtilerindendir.

Bilimsel anlamda nedeni tam olarak bulunamayan huzursuz bacak sendromunun, beyinde salgılanan kimyasallardan biri olan dopaminin düzensiz salgılanması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlık olduğu öngörülmektedir. Ayrıca, huzursuz bacak sendromuna neden olan bir gen tespit edilmiştir. Yani, genetik bir hastalık olan huzursuz bacak sendromu, hasta olan anne veya babadan çocuklarına geçebilmektedir.

Huzursuz bacak sendromu kalıtımsal bir hastalıktır. Ebeveynlerin hastalıktan muzdarip olduğu durumlarda bu rahatsızlığın görülme olasılığı yüksektir.

Hamile kadınların, hamileliklerin son üç ayında bu sendromun görülmesi ihtimaller dahilindedir. Fakat doğum gerçekleştikten sonra, genelde hastalık da bir ay içinde kişiyi terk eder. Ayrıca, günlük hayatı bol stresli olan bireylerde bu hastalığın baş göstermesi mümkündür.

Huzursuz bacak sendromu, adı üzerinde, kişinin yaşamında huzursuzluğa yol açar. Özellikle gece daha fazla nükseden bu hastalık uyku problemlerine neden olabilmektedir. Bunun dışında; nöropati, böbrek yetmezliği ve demir eksikliği gibi sıkıntıların da habercisi olabilir.

Huzursuz bacak sendromunun tetkiki alanında uzman kişiler tarafından yöneltilen sorular ile yapılır.

Bu sorulardan bazıları;
Dinlenme halinde, otururken, yatarken, bacaklarınızda hareket edince geçecekmiş gibi; ağrı, sızı, yanma gibi his uyandıran sıkıntılarınız oluyor mu?
Bacaklarınızı hareket ettirince bu yakınmalarınız geçiyor mu?
Kendinizi uykunuzu alamamış gibi hissediyor musunuz?
Ailenizde huzursuz bacak sendromu hastalığına sahip biri var mı?
Tüm bu soruların yanı sıra, çeşitli kan tahlilleri ve gerekirse uyku testinin sonuçlarına göre huzursuz bacak tanısı konur.

Huzursuz bacak sendromunun ortaya çıkmasında iki yöntem vardır. Birincisi, hastalığa sebep olan başka bir rahatsızlığın olmasıdır. Bu rahatsızlıklardan bazıları; şeker hastalığı, kansızlık, B12 vitamini eksikliğidir. Huzursuz bacak sendromunu tedavi edebilmek içim önce altta yatan hastalıkları tedavi etmek gerekir. Sonrasında, büyük olasılıkla, sendrom kendiliğinden geçecektir.

İkinci yöntem ise; hastalığa sebep olan başka bir hastalığın olmamasıdır. Bu durumda; diazepam, sinemet gibi doktorun uygun göreceği ilaçlarla tedavi sağlanabilir. Ayrıca tedavide uygun egzersiz oldukça önemlidir.

Huzursuzluk bacak sendromunun tedavisi sırasında, ilaçlar ve egzersizlerin yanı sıra, tedaviye yardımcı olabilecek bazı durumlar vardır. Bunlar: özellikle yatmadan önce çay, kahve gibi kafein içeren içeceklerin tüketilmemesi, alkol ve sigaradan uzak durulması, uyku düzeni oluşturulmalıdır. Örneğin; her gün aynı saatte uyumaya ve uyanmaya dikkat edilmelidir.

Baş Ağrısı Nedir?
Baş ağrısı, baş-boyun bölgesinde hissedilen damar, kas, eklemler ve saçlı deriden kaynaklanan ağrıdır. Beynin kendisinde ağrı duyusu yoktur. Sadece beyin zarları basınca ve gerilmeye çok duyarlıdır.

Baş Ağrılarının Sınıflandırılması

A. Birincil Baş Ağrıları
1. Migren
2. Gerilim‐tipi (Tension) baş ağrısı
3. Küme(Cluster) baş ağrısı ve diğer trigeminal otonomik baş ağrıları
4. Diğer primer baş ağrıları

B. İkincil Baş Ağrıları
5. Baş ve/veya boyun travmasına bağlanan baş ağrıları
6. Kranial ya da servikal damarsal bozukluklara bağlanan baş ağrısı
7. Damarsal olmayan kafaiçi bozukluklarına bağlanan baş ağrısı
8. Madde (kullanımı) ya da kesilmesine bağlanan baş ağrısı
9. Enfeksiyona bağlanan baş ağrısı (sinir sistemi veya sistemik)
10. Homeostazis bozukluğuna bağlanan baş ağrısı
11. Kranium, boyun, gözler, kulaklar, burun, sinüsler, dişler, ağız ya da diğer yüz veya kranial yapılara bağlanan baş ağrısı ya da yüz ağrısı
12. Psikiyatrik bozukluklara bağlanan baş ağrısı

C. Kranial Nevraljiler, Santral ve Primer Yüz Ağrısı ve Diğer Başağrıları
13. Kranial nevraljiler ve santral yüz ağrısının nedenleri
14. Diğer baş ağrısı, kranial nevralji, merkezi veya primer yüz ağrısı 

Biz burada sık gördüğümüz baş ağrısı tiplerinden bahsedeceğiz.

Gerilim‐Tipi Baş Ağrısı
Toplumda en sık görülen baş ağrısı tipidir. Ağrı genellikle yaygın iki taraflı oksipital veya frontal bölgede belirli, bazen çember gibi başı sarar özelliktedir. Künt, sıkıştırıcı tarzdadır, hafif veya orta şiddette olabilir. Fiziksel ve günlük aktiviteyi engellemez. Bulantı ve kusma gibi ağrıya eşlik eden bulgular genellikle yoktur. Fotofobi veya fonofobi gibi semptomlardan biri eşlik edebilir.   

Profilaktik (Ağrı Sıklık ve Şiddetini Azaltmaya Yönelik) Tedavi  
Profilaksi için antidepresanlar kullanılmaktadır.

Eşlik eden diğer hastalıkların (özellikle kilo fazlalığı ve depresyonun) varlığına dikkat etmeli ve çözümlenmelidir.

Migren
Migren baş ağrısı ataklar halinde ortaya çıkar. Erişkinlerde 4‐72 saat sürebilir. Genellikle başın bir yarısında lokalizedir, ancak iki taraflı da olabilir. Ağrı enseden veya göz çevresinden başlayarak yayılır. Sıklıkla zonklayıcı özelliktedir. Orta veya şiddetli derecede olabilir ve fiziksel aktiviteler ağrının şiddetini arttırır. Kişinin günlük aktivitelerini sürdürmesini kısıtlar veya engeller. Bulantı ve/veya kusma olur. Işık, ses ve kokudan rahatsızlık ağrıya eşlik eder.

Migren baş ağrılarının %80‐85’ini aurasız ve %10‐15’ini auralı migren oluşturur. Aura, başağrısı ataklarında ağrı döneminden önce dakikalar içinde yavaş olarak gelişen (5‐20 dak) ve 60 dakikadan kısa süre içinde kaybolan geçici fokal nörolojik semptomlardır. Aura semptomları, görsel, duysal, motor, lisan ve beyin sapı bozukluklarını içerir. Migren atağından, ağrı öncesi (prodrom) veya sonrası (postdrom) dönemde bazı davranış ve ruhsal durum değişiklikleri olabilir. Aurasız ve auralı migren dışında, sıklıkla migren öncülü olan çocukluk çağı periyodik sendromları, retinal migren ve migren komplikasyonları (kronik migren‐15 gün/ay üzerinde atak, migren statusu‐72 saatten uzun süren ağrı) gibi daha seyrek görülen migren tipleri de vardır.

Kronik migren IHS sınıflamasında son 3 aydır en az 8 günü migren olmak üzere ayda 15 günden fazla baş ağrısı olanları tanımlamaktadır.

Profilaktik Tedavi
Beta‐blokerler, Anti‐depresantlar, Anti‐epileptik ilaçlar, Kalsiyum kanal blokerleri, Serotonin Antagonistleri, Onabotulinum-toksin A, diğer ilaçlar.

Trigeminal Nevralji (TİC Douloureux)
Ağrı, batıcı, vurucu ya da elektrik çarpması gibi ve çok şiddetlidir. Saniyeler ile 2 dakika arasında sürer. Genellikle tek taraflı ve 5. sinirin üç dalından özellikle 2. ve 3. dal dağılımındadır. Yüzde ve çenede uyarıların ağrıyı ortaya çıkardığı tetikleyici noktalar bulunmaktadır. Uyarıcılar, konuşma, çiğneme, yüz yıkama, diş fırçalama, traş olma, yüz hareketleri ve soğuk hava olabilir.

Yaklaşık % 50’sinde en az 6 ay içerisinde düzelme gözlenir.

İlaç Tedavisi
İlk tercih karbamazepindir. Ağrı kesiciler trigeminal nevraljide etkili değildir.

İlaç Dışı Tedaviler (Hastanemizde Uygulanan Yöntemler)
İlaç tedavisinden yeterli fayda görmeyen, ilaç kullanmak istemeyen veya karaciğer-böbrek problemleri olup fazla ilaç tüketmesi uygun olmayan hastalarda bu yöntemler kolaylıkla ve hasta konforunu etkilemeden uygulanabilmektedir.

Bu yöntemler ile ağrı sıklık ve şiddetinde %70 civarında azalma sağlanabilmektedir.

Bunlar:
1-Migren ve Gerilim Tip Baş ağrısı olan hastalarda kullanılan büyük oksipital sinir (GON) blokajı, botox uygulamaları,

2-Trigeminal Nevralji’de kullanılan infraorbital, mentum, supraorbital ve tetik nokta enjeksiyonları, gerekirse Gasser ganglion blokajı enjeksiyonlarıdır.

Baş dönmesi ve boşluktaki yönelim değişikliği hissinden kaynaklanan nörolojik şikayete vertigo denir. Hareket hallüsinasyonu olarak da betimlenebilen vertigo, tipik olarak dönme ve rotasyon şeklinde oluşur. Tüm hasta guruplarında sıkça görülebilir ve erkeklere oranla kadınlarda daha sık gözlenir. Vertigonun toplumda görülme sıklığı yaşla artmaktadır.

A.  Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV) 
Baş dönmesinin en sık sebeplerindendir. İç kulağın posterior semisirkuler kanalın uzun koluna, serbestçe hareket eden kalsiyum karbonat kristallerinin girmesi sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Kanal, pozisyonel değişikliklere aşırı duyarlı hale gelir ve pozisyon değişikliği vertigo ile sonuçlanır.

BPPV'nin başlangıcı anidir ve birkaç dakika sürer ancak tekrarlayabilir. Yatakta dönme veya başı arkaya çevirme gibi başın belirli pozisyonlarını hemen takiben görülen vertigo atakları görülür.  

B.  Meniere Hastalığı
İç kulağın, sıvı birikimine bağlı (sıvı miktarında artış), vertigo ile sonuçlanan bir hastalığıdır. Dalgalanan işitme seviyeleri (özellikle de düşük frekanslarda) ile birlikte vertigo atakları oluşur. Hastalık ilerledikçe kalıcı sağırlık ve kulak çınlaması (çınlama, vızıltı, uğultu, ıslık) gelişebilir, her atak ile sağırlık daha da kötüleşir. Kulakta dolgunluk, bulantı ve kusma, ani düşmeler görülebilir. Ataklar tekrarlama eğiliminde olsa da tedavi altında birkaç yıl içinde kararlı hale gelir ve tamamen kaybolabilir.

C. Vestibüler Nörit (Akut Periferal Vestibülopati)
Şiddetli bir şekilde birkaç gün süren ve daha düşük şiddette haftalarca devam edebilen, uzamış tek vertigo atağı şeklindedir. Bir ailede birkaç üyeyi etkileyebilir ve çoğunlukla baharda ve yazın erken dönemlerinde görülür. 

D. Serebellar Vertigo
Serebellumun, dengesizlik ve baş dönmesi ile sonuçlanan inmesidir (inme şeklinde vertigo.) Ani başlangıçlı baş dönmesi, yürüyüş bozukluğu, mesafe yargısında bozulma, baş ağrısı, bulantı ve kusma görülür. Beyin sapında kompresyon gelişirse akli durumda hızla kötüleşme görülebilir, bu kompresyona bağlı ölüm gelişebilir. 

E.  Vertigonun Diğer Sebepleri
1.  Migren: Migren hastalarının yaklaşık %25'inde vertigo görülmektedir. Vertigo atakları, baş ağrısı öncesinde veya sırasında ya da bundan bağımsız olarak ortaya çıkar. 

2.  Vertebrobaziller Yetmezlik: Herhangi bir tetikleyici etken olmadan aniden başlar, birkaç dakika sürer ve yine aniden sona erer. Görme kaybı, çift görme, konuşma bozukluğu, güçsüzlük veya hissizlik gibi eşlik eden bulgular vardır. 

3.  Serebellopontin Köşe Tümörleri: Genellikle hafif baş dönmesi ve belirsiz bir dengesizlik hissine sebep olur. Tümör, beyin sapı veya serebelluma bası yapacak derecede büyümediği sürece hastalık ilerleme göstermez.  

F.  "Sersemlik Hissi" (Dizziness)
Tüm nörolojik şikayetlerin en sık olanıdır ve sıklığı yaş ile artar. Bu terimin nasıl betimlendiği tespit edilmelidir. Genellikle sersemlik, baş dönmesi, zayıflık ya da bayılacakmış hissi anlamında kullanıldığı görülmektedir. Hasta tarafından vertigo veya dönme hissinin illüzyonlarından farklı olarak sallanma hissine benzetilmektedir. Oturur veya yatar pozisyondan hızla kalkma sonucu sallanır tarzda sersemlik ve gözde lekeler belirebilir. Hasta, hareketsizliğini sağladığı zaman içinde bulgular azalır.

Serebrovasküler hastalık (halk arasında bilinen ismiyle inme/felç), kalp hastalığı ve kanserden sonra en sık görülen ölüm sebebidir.  Bu hastalık, kan damarlarının patolojik süreci sonucu oluşan her türlü anormalliği belirtmektedir.  Beyin damarlarında oluşan tıkanıklık ve kanama sonucu meydana gelen hasarlar sonucu değişik şikayetler ortaya çıkabilir.  Yaşayan hastaların ağır sekelli olarak (yatalak ve bakıma muhtaç halde) olmalarına neden olur.  Hasta sahipleri ve hasta bakıcıların özen göstermesi ve bu gurup hastalık hakkında bilgilendirilmeleri gerekir.

A. Akut İnme Sendromu
Beyin damarlarının ani olarak tıkanması veya kanaması sonucu ortaya çıkan ve vücudun bir yarısında felç gelişmesine neden olan klinik bir tablodur.  Akut inme, en sık olarak, beyin damarlarının, beyin dışı kaynaklardan (kalp ve buradan çıkan damarlardan) pıhtı atması veya küçük damar tıkanıklıkları sonucu oluşur.

 1. İskemik İnme:  Beyin damarlarının bazı nedenlerle tıkanması sonucu ortaya çıkan klinik tablodur.     

      a. Geçici İskemik Atak:  Beyin kan akımının çoğu kez birkaç dakika (bazı durumlarda 24 saate kadar süren) süreyle azalması sonucu oluşan nörolojik bozukluktur.  Geçici iskemik atak ile inmenin farkını çözümlemek hekime bağlı bir durumdur.  Bu ataklar, ileride gelişecek inmeler için uyarılar verir.

      b. Embolik İnme:  İnmelerin 1/4 gibi bir oranı, beyin dışı büyük damarlardan ve kalpten gelen pıhtının beyin damarlarını tıkaması sonucu oluşur.  Böylece akut inme ortaya çıkar.

      c. Lakuner İnme:  Küçük damarların sulama alanındaki küçük infarktlardır.  Genellikle yüksek tansiyon gibi damar sertliği yapan küçük damar hastalıklarında görülür.

      d. Geniş Arter Hastalığı: 

      - Aortik ark ateromları veya trombüslerinin beyin damar dolaşımını tıkaması sonucu gelişen inmedir. 

      - Asemptomatik servikal üfürüm ve karotis stenozu olan hastalarda infarkt riski yüksektir.  Bu hastaların %2'si her yıl bir inme geçirecektir. 

2. Hemorajik Bozukluklar:  Beyin dokusu içine kanamadır. En sık olarak yüksek tansiyon ile ilişkilidir.

      a. Subaraknoid Kanama:  En çok travma veya yırtılmış kiraz benzeri anevrizma kanaması sonucu oluşan beyin zarları arasına kanamadır.  Diğer nedenleri arasında koagülopatiler, mikotik anevrizmalar, arteriovenöz malformasyon, vaskülit ve sempatomimetik ilaçlar bulunmaktadır.  En önemli bulgusu, ilk anda çok şiddetli baş ağrısıdır ve bu ağrı diğer baş ağrılarına benzemez.  Böyle bir ağrı hisseden kişiler vakit geçirmeden hastaneye başvurmalı ve bu kişilere bilgisayarlı tomografi (BT) çekilmelidir.  Bu tip bir kanama tespit edildiğinde kanayan damar acilen tespit edilmeli ve hasta opere edilmelidir.

     b. Beyin Kanaması:  Genellikle tansiyon yüksekliği sonucu ortaya çıkan kanamalardır ve beynin ortasında derinliklerde gelişir.  Bazen de arteriovenöz malformasyon dediğimiz damar yumakçıklarının kanaması ile de beynin diğer bölgelerinde gelişebilir.  Bu hastaların da teşhisinde ilk adımda bilgisayarlı tomografi (BT) yapılması gerekir.  Hastalığın seyri diğer inmelerdeki gibidir.  Kanamanın büyüklüğüne göre boşaltılması gerekebilir.

B. İnme Hastasına Yaklaşım
Her inme problemi ayrı bir yaklaşım gerektirir.  Bir inme hastasında ortaya çıkan problemlerin herbirisiyle ayrı ayrı ilgilenmek ve buna göre tedavi yapmak gerekir. 

Komadaki bir hastada, aşırı tansiyon yükselmesi veya subaraknoid kanama ya da beyin veya beyin sapı infarktı komaya neden olmuş olabilir.  Bu durumda tanıya göre yol izlemek gerekir.  Beyin sapında baziler arterinde tıkanma yapan pıhtının eritilmesi (trombolizis) veya beyin yarıkürelerindeki kanamanın boşaltılması bazı hastalarda hayat kurtarıcı olur ve derin komanın gelişmesini önler.  Subaraknoid kanama veya beyincikteki inme sonrası gelişen hidrosefalinin drenajı iyi sonuçlar verir. 

 Koma gelişmeden de sıklıkla inme görülür ve buna göre inmenin tipi tetkiklerle belirlenmeli ve tedavi edilmelidir.  Bu tür hastalar, yaşadığı için, uzun dönemde planlar, rehabilitasyon ve gelişebilecek başka bir inmenin önlenmesi üzerine yapılmalıdır.  Burada tromboz ile embolinin ayırt edilmesi önemli ve gereklidir. 

İnme bazen başka bir hastalık olarak maskelenebilir ve yanlış tanı konabilir.  Sonuç olarak inme öyküsüyle gelen bir hastada tamamen düzelme varsa inmenin tipini doğru belirlemek birinci adımdır.  Gerekli tetkikleri yaparak tekrarını önlemek için önlemler alınmalıdır.

Epilepsi (halk arasında sar'a), eski çağlardan beri insanoğlu tarafından bilinmektedir.  Sağlıklı görünen bazı kişilerin aniden yere yıkılarak bilinçsiz halde çırpınmaları sebebiyle bu çağlarda epilepsi hastalarına tanrılar tarafından cezalandırılmış veya içlerine kötü ruhlar girmiş kişiler gözüyle bakılmaktaydı.  Epilepsinin incelenmesi ve tedavisi 1850'lerden günümüze kadar gelişimini sürdürmüştür.  Uygun antiepileptik seçimi ve kullanımı yanında hastaların iyi izlenmesi sayesinde epilepsilerde tamamen iyileşme veya nöbetlerin 3/4 oranında azalması sağlanabilmektedir.  Buna karşılık belirtilen uygun tedavinin seçilememesi ya da uygulanmaması, bilimsel olmayan tedavi yöntemlerin araştırılması gibi nedenler bu hastalığın kontrol altına alınamamasına sebep olmaktadır.  Bu sebeple hasta ve ailesinin epilepsi hakkında bilgilendirilmeleri tedaviye başlama noktası olarak öncelik taşımaktadır.

Epilepsi kısaca, merkezi sinir sisteminin nöronlarının paroksismal (tekrarlayan), reversibl (geçici), anormal elektiriksel deşarjlarıdır.  Deşarjların olduğu yere göre de klinik olarak değişik özellikler gösteren nöbetler gözlenir.  Bu nöbetler, bilinç kaybı ile seyredebildiği gibi bilinç kaybı olmaksızın da gelişir.  Bu özelliklerine göre de isimlendirilmiş ve sınıflandırılmıştır. 1981'de Uluslararası Epilepsi Derneği'nin enternasyonel sınıflaması kabul edilmiştir ve belli aralıklarla bu sınıflamada değişiklikler ve düzenlemeler yapılmaktadır.

A. Epilepsi Tipleri

1. Parsiyel (Lokal, Fokal) Nöbetler 
Serebral korteksin (beynin dış tarafında, sinir hücrelerini içeren gri madde) herhangi bir yerinden kaynaklanan nöbetlerdir.  Deşarj, sadece çıktığı yerde kalabildiği gibi beyindeki bağlantı lifleriyle diğer alanlara da yayılabilir.  O zaman deşarjın başladığı ve yayıldığı yer ile ilgili bulgular ortaya çıkar.  Deşarjlar yaygınlaşırsa, kasılma ve titremenin eşlik ettiği, bilinç kaybıyla beraber büyük nöbet dediğimiz grand mal tipi nöbetler gelişir. 

Bu nöbetler, duysal, motor ya da konuşma ile ilgili ve bilinç kaybı yoksa basit, bilinç kaybı varsa kompleks nöbetler olarak isimlendirilir.

a. Basit Parsiyel Nöbetler:

Motor Bulguları Olan Nöbetler:  Beynimizin, hareketleri sağlayan frontal (ön) bölgesinden kaynaklanan nöbetlerdir.

* Fokal Motor (Vücudun bir tarafında olan) Nöbetler

* Versiv (Dönücü) Nöbetler

* Postüral (Vücudun duruşuyla ilgili) Nöbetler

* Fonatör (Sesle ilgili) Nöbetler

Duysal Semptomlu Nöbetler:  Vücudumuzdaki duyuların değerlendirilmesini sağlayan duyu merkezlerinin olduğu bölgeden kaynaklanan ve his bozukluğu ile ortaya çıkan nöbetlerdir.

* Yüzeyel Duyu Nöbetleri

* Vizüel (Gözsel) Nöbetler

* Oditör (İşitsel) Nöbetler

* Olfaktör (Koku) Nöbetleri

* Gustator (Tat) Nöbetleri

* Vertijinöz (Baş Dönmesi) Nöbetler

Otonomik Belirtili Nöbetler:  İstem dışı olarak organlarımızın çalışmasını sağlayan bölgelerin nöbetleridir.

* Basit Otonomik Nöbetler          

Psişik Semptomlu Nöbetler:  Psikolojik değişiklikler şeklinde kendini gösteren nöbetlerdir.

* Disfazik (Konuşma bozukluğu) Nöbetler

* Dismnezik (Bellekle ilgili) Nöbetler

* Kognitif (Tanıma, bilme, anlama) Nöbetler

* Affektif (Korku, endişe) Nöbetler

* İllüzyon (Yanılsama) Nöbetleri

* Hallüsinasyon (Varsanı) Nöbetleri

b. Kompleks Parsiyel Nöbetler:  Bilincin tamemen kaybıyla seyreden, değişik klinik özellikler gösteren nöbetlerdir.  Köken aldığı bölgeye göre klinik bulgular oluşturur.  Amaçsız koşma, ağız şapırdatma, üstü başıyla oynama, amaçsız hareketler yapma, yalanma, yutkunma, vb. klinik özlelliklerdir.  Çevreyle ilişki kopmuştur. Hasta yere düşmez, kasılmaz.  Karşıdaki kişi onun nöbet geçirdiğini anlamaz.  Otomatizmin (otomatik hareketler) iyi değerlendirilmesi gerekir, çünkü bu durum başka birçok hastalıkla karıştırılabilir.

2. Jeneralize Nöbetler
a. Absans Nöbetleri:  Kısa süreli ve saniyeler içinde geçen, bilinç kaybıyla giden, dalma nöbetleri de denilen, daha çok çocuklukta başlayan, genetik de olabilen nöbetlerdir.  Hasta, yapmakta olduğu işi aniden durdurur, çevresine boş bakar ve nöbetten sonra yapmakta olduğu işe devam eder. 

b. Myoklonik Nöbetler:  Beynin derin orta hat yapılarından kaynaklanan ve beynin her tarafına aynı anda yayılan, bilinç kaybıyla seyreden, farklı klinik özelliklerle ortaya çıkabilen nöbetlerdir.  

c.  Tonik Nöbetler:  Vücudun kasılması ile ortaya ortaya çıkan nöbetlerdir.

d. Klonik Nöbetler:  Vücudun bir yarısında titreme şeklinde olan nöbet tipidir.  

e.  Atonik - Akinetik Nöbetler:  Aniden ve çok gevşek biçimde düşme atakları şeklinde kendini gösterir.

f.  Tonik Klonik Nöbetler:  Grand mal olarak adlandırılan, halk arasında sar'a denilen tipik büyük nöbetlerdir.  Parsiyel nöbetler giderek şiddetlenir ve beynin diğer bölgelerine de yayılırsa bu tip nöbetler gelişir. Bazen de jeneralize nöbetler grand male dönüşebilir. Hastanın bu sırada çenesi kilitlenip bütün vücudu kasılır.

Gözleri açık ve bir tarafa dönmüş bir şekilde sabit bir şekilde bakarak çığlık atar ve bir kütük gibi yere devrilir.  Bu sırada hsta yaralanabilir.  Bunu izleyerek ağızdan köpük gelir.  Dilini ısırmışsa köpük kanlı olabilir ve bütün vücut titrer.  Bu sırada idrar kaçırabilir, bazen de büyük abdestini de kaçırabilir.  Nöbet sırasında hastanın ağzını açmaya çalışmamak gerekir.  Kolalrını ve bacakları da diğer kişilerce tutulmamalıdır.  Sadece başının altına, travmayı önlemek için yumuşak birşey konulabilir.  Bu sırada hasta nefes alamaz ve morarmıştır.  Bunu izleyerek hasta derin ve hırıltılı nefes alıp vermeye başlar, bilinci kapalıdır.  Daha sonra hasta açılır ancak henüz bilinci tam olarak yerine gelmemiştir ve şaşkın bir şekilde etrafa bakar.  Sorulanlara net yanıtlar veremez.  Ardından da hasta uyku isteği duyar ve bir süre uyur.  Kendine geldiğinde aşırı yorgunluk, yaygın ağrılar ve baş ağrısı hisseder.

B. Status Epileptikus 
Epilepsi nöbetlerinin uzaması veya aralıksız olarak yinelemesiyle seyreden klinik bir durumdur.  Status teriminin kullanılabilmesi için en az 30 ila 60 dakikalık sürede nöbetlerin kesintisiz olarak tekrarlanması veya nöbetler arasında bilincin hiç açılmaması gereklidir.  Status, çeşitli epilepsi tiplerinin uzaması ya da kesintisiz olması halinde kullanılan bir terimdir.  Hayatı tehdit eden bir klinik gelişmedir.  Hastanın bu durumu geliştiği anda hemen hastaneye başvurulmalıdır ve gerekli tedavi başlanmalıdır.  Status, özellikle grand mal tipinde olursa %40 gibi ölüm riski vardır ve evde tedavisi yapılmaz.  

C. Tedavi 
Nöbet şikayetiyle başvuran hastaya derhal bir antiepileptik ilaç başlama eğilimi sıkça rastlanan bir durumdur.  Bu durum yanlış veya eksik tedaviye neden olabilir. Hastanın şikayetlerinin epileptik nöbet olup olmadığına, nöbetlerin tipi ve etyolojik nedenin ne olduğuna iyi karar vermek gereklidir.  Öncelikle hasta ve yakınlarından iyi bir öykü alınmalıdır.  Olanak varsa nöbetler gözlenmeli, Elektroensefalografi EEG kayıtları ve nöbetlerin nedenlerine yönelik incelemeler yapılmalıdır. 

İlaç tedavisi doktor ve hastanın sabırlı olmasını gerektiren uzun bir dönemi kapsar.  Bu nedenle doktor ve hasta iyi bir ilişki kurmalıdır. 

Tedaviye nöbetler üzerinde en etkili, yan etkileri en az olan, kullanımı ve temin edilmesi kolay, hastanın da ekonomik durumuna en uygun ilaçla başlanmalıdır. Nöbetler tek ilaçla kontrol altına alınmaya çalışılmalıdır.  Nöbetler kontrol altına alınamadığı durumlarda ilaç dozu, tolare edilebilen en yüksek düzeye kadar artırılmalıdır.  En yüksek doza karşın yanıt alınamıyorsa durum gözden geçirilerek ya başka bir ilaca geçmek ya da ikinci bir ilacı tedaviye ilave etmek mümkün olabilir.  İlaç değişimi durumunda ilk ilaç yavaşça azaltılarak kesilmeli ve ikinci ilaç da yavaşça rtırılarak alınmalıdır. 

Her ilacın etkili ve düzenli plazma seviyesine ulaşması için belirli bir süre geçmesi gereklidir.  Bu sebeple, ilaçların dozlarını sıkça değiştirmek doğru değildir. İlaçların aniden bırakılması statusun en etkili nedenidir.  Bu nedenle hastaların ilaçlarını birden kesmesi yanlış bir tutumdur.  

Bir taraftan uzun süre kullanılan ilaçların bedensel ve ruhsal yan etkileri diğer taraftan da ilaçların kesilmesinde sonra nöbetlerin tekrarlama olasılığı sebepleriyle antiepileptik tedavinin sonlandırılması veya ömür boyu sürdürülmesi kararının dikkatle alınması gereklidir.

Periferik sinir blokajları başağrılarının hem akut, hem önleyici tedavilerinde on yıllardır kullanılmakta olup, baş ağrılı hastalarda güvenli ve etkin tedavi yöntemleri arasındadırlar. Ağrı sağaltımında haftalardan aylara varan etkinlikleri ispatlanmıştır. Bu uzun etkinliklerini ağrı modülasyonu ile gerçekleştirdikleri düşünülmektedir.

Sinir blokajları; ilaç kullanımını aksatan, ilaç kullanmak istemeyen hastalar dışında, ilaç aşırı kullanımı başağrısı olan hastaların akut tedavisinde, çocuk ve hamile hastalarda, karaciğer-böbrek yetmezliği olup; çoklu ilaç tedavisinden kaçınılması gerekilen hastalarda da tercih edilebilmektedir. 
En sık kullanılan ve kliniğimizde de etkin biçimde uygulanan sinir blokajı yöntemi; büyük oksipital sinir(GON) blokajıdır. 
Sfenopalatin ganglion blokajı, supratroklear, aurikulotemporal, supraorbital, infraorbital and mental sinir blokajları, servikal kök blokajları ve bunların kombinasyonları sıklıkla uygulanan diğer sinir blokaj yöntemleridir.

Sfenopalatin Ganglion Blokajı Nedir?
Sfenopalatin gangliyon (pterigopalatin gangliyon) trigeminal sinir ile yakından ilişkili sinir hücreleri topluluğudur ve hücre gövdelerinin ve liflerinin kompleks bir bölgesidir. Baş-yüz bölgesindeki ağrı sinyali taşınmasında önemli bir role sahiptir. Otonomik ve duyusal sinirler içerir ve yüzeysel olarak üçgen biçiminde, 5 mm'den küçük boyutlardadır. 1-1,5 mm.lik bağ dokusu ve mukoza ile kaplıdır, bu nedenle topikal veya enjeksiyon yöntemleriyle bloke edilebilir.
Sfenopalatin Ganglion Blokajı Hangi Ağrılarda Kullanılır?

Sfenopalatin ganglion blokajı, küme baş ağrıları, migren ve diğer trigeminal otonomik baş ağrılarının ve kalıcı idiyopatik fasiyal ağrı gibi inatçı orofasiyal ağrı sendromlarının, ve trigeminal nevraljinin tedavisinde kullanılabilir.

Sfenopalatin Ganglion Blokajı Nasıl Uygulanır?
Blokaj: transkutanöz(cildi geçerek) yol ile, intraoral(ağız içi) yol ile, veya nazal kavitenin yan duvarını örten mukazaya topikal uygulama(lateral/infrazigomatik, transoral ve transnazal) yol ile uygulanabilir. Biz hasta konforu ve uygulama kolaylığı nedeni ile topikal transnazal yöntemi kullanmaktayız.

Transnazal yöntemde ilk önce, hasta sırt üstü yatarken, kafası geriye yatırılmış konuma getirilir. Daha sonra burun deliğinden burun boşluğunun arkasına küçük bir aplikatör veya kateter sokulur. Pamuklu çubuk veya kateter kullanılarak burun boşluğunun arkasına damlatılan bir anestezik madde, sfenopalatin gangliyon içine emdirilir ve 30 dakika boyunca orada tutulur.

Sfenopalatin Ganglion Blokajının Etkinliği Nasıl?
Blokajın ertesi günü faydasını göstermeye başlayan bu uygulamada beklentimiz, 6 aydan uzun sürebilen ve %70’lerin üzerine çıkabilen etkinliği sağlamaktır.

Sfenopalatin Ganglion Blokajının Yan Etkileri Nelerdir?
Kullanılan ilaca karşı alerji olasılığı çok düşüktür. Uygulama esnasında göz yaşarması-kızarması, öğürme-öksürük, ağza acı tat gelmesi ve burunda tahriş gibi nadir görülebilecek yan etkileri olabilir.

Siz de ciddi ve dirençli baş ağrılarından şikayetçi iseniz, hastanemiz Nöroloji Kliniğine başvurabilir, güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi alabilirsiniz.

Trigeminal nevralji yüzün his duyularını beynimize taşıyan trigeminal (üç dallı) sinirin kronik ve tek taraflı ağrısıdır. Yüzünüzün hafifçe uyarılması, örneğin diş fırçalamak, çiğneme hareketi veya makyaj yapmak, hatta bazen konuşmak bile azap verici bir ağrı nöbetine dönüşebilir.


İlk başlarda kısa süreli(3-5sn), hafif ağrı nöbetleri olabilir, fakat trigeminal nevralji ilerleyebilir, daha uzun süreli ve daha sık dayanılmaz ağrılara neden olabilir. Trigeminal nevralji erkeklerden ziyade kadınları etkiler ve 50 yaşın üstünde daha yaygındır.

Bulgular:
-Bir elektrik çarpması gibi hissedilen ani, şiddetli, zonklayan ağrı.
-Hiçbir şey yokken başlayan veya çiğneme, konuşma, dişleri fırçalama, yüze dokunma, yüz yıkama, rüzgar gibi nedenlerle tetiklenen ağrılar.
-Çene, yanak, diş, diş etleri, dudaklar veya daha nadir olmak üzere göz ve alın gibi yüz sinir ağlarının desteklediği alanlarda ağrılar.
-Yalnızca yüzün bir yanını etkileyen ağrı.

Ortaya Çıkış Sebepleri
Trigeminal nevralji de yüz sinirinin işlevi kesintiye uğramıştır. Genelde sorunun sebebi belirlenemez iken, bazı hastalarda beyin sapında, trigeminal sinirle normal bir kan damarının (bir damar veya arter) temas halinde olması ve nabız ile birlikte sinirin uyarılması, bazen cerrahi, travma, enfeksiyon veya diş işlemleri sonucu sinirin kısmen hasar görmesi sorumlu tutulmaktadır.

Trigeminal nevralji, yaşlanmanın bir sonucu olarak ortaya çıkabilir, multipl skleröz veya sinirleri koruyan myelin kılıfını hasara uğratan başka bir tıbbi durumdan kaynaklanabilir. Daha az rastlanan trigeminal nevralji, sinire bası yapan bir tümörden kaynaklanabilir. 

İlaç Tedavisi
İlk tercih epilepsy ilaçları ve özellikle karbamazepindir. Ağrı kesiciler trigeminal nevraljide etkili değildir.

İlaç Dışı Tedaviler 
İlaç tedavisinden yeterli fayda görmeyen, ilaç kullanmak istemeyen veya karaciğer-böbrek problemleri olup fazla ilaç tüketmesi uygun olmayan hastalarda bu yöntemler kolaylıkla ve hasta konforunu etkilemeden uygulanabilmektedir.

Bu yöntemlerden Supraorbital-İnfraorbital-Mental Sinir Blokajları ve Sfenopalatin Ganglion Blokajları hastanemizde uygulanmakta ve bu uygulamalar ile ağrı sıklık ve şiddetinde %70 üzerinde azalma sağlanabilmektedir.

EMG – EEG Nedir? Neden Önemlidir?
EMG, elektromiyografi teriminin kısaltılmış adıdır. Elektronöromyografi olarak da adlandırılır (ENMG). EMG incelemesi sinir ve kas incelemelerini içeren testler bütünüdür. Sinir iletimleri incelemesi sinir üzerinde elektrik yayılım hızını ölçme işlemidir. Böylece hareket ve duyu sinirlerinin işlevlerini yapıp yapmadığı herhangi bir vucut bölümünde fonksiyonlarında kayıp olup olmadığı anlaşılır.

İğne EMG’si ise kasların kasılmasını sağlayan elektriksel aktivitenin izlendiği ve yorumlandığı bir kas incelemesidir. 
EMG ve sinir ileti incelemeleri sırasıyla omuriliğin ön boynuz hücreleri, sinir kökleri, sinir ağları, uç sinirler, sinir kas kavşağı ve kas hastalıklarının tanısını koymada kullanılmaktadır. Sıklıkla bel ve boyun fitıklarının, uç sinirlerin belli noktalarda sıkışmasının neden olduğu ağrılı durumlarda ve his kusurlarında, kol ve bacak güçsüzlüklerinin görüldüğü bazı durumlarda,el ve ayak uyuşmalarında , sınırlı veya yaygın kas erimelerinde sinir ve kasların ne kadar zarar gördüğünü ölçmek amacıyla kullanılır.

Her zaman için bir vücut bölgesinde birden fazla sayıda sinir ve kasın incelenmesi gerekmektedir. Bazen de sınırlı gibi görünen ve kısa sürmesi planlanan incelemeler, uygulama sırasında elde edilen verilere göre genişletilebilir. EMG'de her hasta için hastalığına uygun ayrı inceleme planları uygulandığından standart bir inceleme süresinden bahsetmek güç olmakla birlikte bu süre 10 dakikadan 1,5 saate kadar uzayabilmektedir.
EMG’de sinir ileti çalışmaları hastalarda iğne batma hissi yaratmakta, ancak hastalar tarafından rahatlıkla tolere edilebilmektedir. İğne EMG çalışmalarında ise kaslara çok ince iğne vasıtası ile giriş yapıldığından, işlem bir miktar ağrı-sızı oluşturmaktadır.

EMG tetkiklerinin kullanıldıgı hastalıklar;
- Bel ve boyun fıtıkları
- Sinir sıkışmalari
- Doğumsal sinir zedelenmeleri
- Sinir yaralanmalari ve kesilmeleri
- Polinöropatiler (sinir ucu iltahapları)
- Motor nöron hastaliklari
- Sinir ve omurilik ameliyatlari öncesi
- Kas hastaliklari: Myopatiler, Muskuler distrofiler
- Myastania Gravis
- Gullian Barre ve diger demyelizan hastaliklar
- Torasik outlet sendromlari
- Vaskulitler
- Multipl skleroz

EMG’ye gelmeden yapılacaklar:Tok karnına, kolu ve bacağı rahatlıkla sıvanabilecek bol kıyafetlerle gelinmesi yeterlidir.

EEG Nedir?
Elektroensefalografi (EEG), epilepsili hastaları ve şüphe oluşturan nöbet bozuklukları olan hastaların beyinlerinin elektriksel aktivitesini görüntüleyip, kayıt eden bir tetkiktir. EEG'nin amacı epilepside ayırıcı tanının yapılması, mevcut epilepsi tanısının desteklenmesi, sınıflanması, fokal beyin lezyonunun araştırılması ve epilepsi hastalarının izlenmesidir.

EEG, beyindeki sinir hücreleri tarafından hem uyanıklık, hem de uyku halindeyken üretilen elektriksel faaliyetin kağıt üzerine beyin dalgaları halinde yazdırılmasıdır.

Hangi Durumlarda EEG Yapılır?
Beynin normal elektriksel faaliyeti başta epilepsi(sara hastalığı) olmak üzere pek çok durumda bozulur. EEG’yi oluşturan beyin dalgalarının değerlendirilmesi ile bu bozukluğun yeri ve şekli hakkında bilgi edinilir. 

Toplumda EEG bozukluğu %30'a varan oranlardadır. Bu veriler epilepsi - EEG deşarjı ilişkisinde klinik bulgu ve nöbet öyküsünün önemini göstermektedir. Bu kişilerde az da olsa gelecekte nöbet olma olasılığı bulunmaktadır. 

Ansefalit gibi beyin enfeksiyonlarında EEG'de değişiklikler görülür. Ateş ve bilinç bozukluğu olan hastalarda, özellikle EEG bu konuda aydınlatıcı olmaktadır. Herpes ansefalitinde de EEG'de kendine özgü özellikler görülebilir. Demans (bunama) hastalarında da EEG'de bazı değişiklikler görülür.

EEG Nasıl Çekilir?
Beynin elektriksel faaliyeti, hastanın saçlı derisi üzerine yerleştirilen küçük metal elektrotlar aracılığıyla EEG aletine iletilir ve veriler ortalama 20 dakika süreyle bilgisayara kaydedilir.
Çekim sırasında hastaya elektrik verilmesi söz konusu değildir ve hasta herhangi bir ağrı duymaz.
Parazitsiz, kaliteli bir kayıt alabilmek için hasta çekim sırasında aksi istenmedikçe gözlerini kapalı, çene ve boyun kaslarını gevşek tutmalı, olabildiğince hareketsiz durmalıdır.
Çekimin 3 dakikasında hastadan derin nefes alıp vermesi, çekimin 10 dakikasında ise aralıklı olarak verilen ışık kaynağına bakması istenir.

Uykuda EEG Neden Çekilir?
Uyku, beyindeki anormal elektriksel faaliyetin ortaya çıkmasına yardımcı olur. Epilepsi teşhisi için uyanıklık halinde 20 dakika süreyle yapılan EEG?nin yeterli bilgi vermediği durumlarda, gündüz 3-4 saat süreyle uykuda EEG çekilir. Çekim süresinin uzamasıyla anormal beyin dalgalarına rastlama olasılığı da yükseltilmiş olur.
Hastanın bu tür çekime gelmeden önceki gece uykusuz kalması, gerek gündüz uyumasını kolaylaştıracağı, gerek anormal beyin dalgalarının ortaya çıkma olasılığını arttıracağı için yararlıdır.

Çekime Gelirken...
EEG incelemesinin parazitsiz olması bakımından çekim gününün sabahında saçların yıkanması yararlıdır.
Sürekli kullanılan ilaçlar varsa, çekim gününde de ilaçlar kullanılmaya devam edilir, EEG’yi değerlendirecek olan hekime bu konuda bilgi verilmesi uygun olur.
 

Parkinson hastalığı, dopaminerjik nöronların harabiyetinden kaynaklanan progresif, nörolojik bir hastalıktır.  Hastalık, ilk kez 1817 yılında James Parkinson tarafından tanımlanmıştır.  Parkinson, daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkmakla birlikte bazen daha genç yetişkinlerde de görülebilmektedir.  Aradaki fark az olsa da toplumda kadınlara oranla erkeklerde daha fazla görülmektedir.  Bu hastalık ortalama 60 yaş civarında başlamaktadır.  Yavaş ilerleme gösteren bu hastalığın ortalama bir seyir hızı olmakla birlikte ayrı ayrı her hasta için bir ilerleme hızı tahmin etmek mümkün değildir.  Günümüze kadar tanı ve tedavide büyük gelişimler kaydedilmiştir.  Daha önceki dönemlere göre günümüzde Parkinson hastalarının ölüm riski genel nüfusunkine yaklaşmış ve yaşam süresi beklentisi artmıştır.

A. Klinik Özellikler
Parkinson hastalığının dört önemli bulgusu istem dışı titreme (tremor), kas sertliği (rijidite), hareketlerde yavaşlama (bradikinezi) ve denge kaybıdır.  En yaygın başlangıç bulgusu asimetrik istirahat tremoru olmakla birlikte hastaların yaklaşık beşte birinde ilk belirti olarak bir eli kullanmakta güçlük görülmektedir. 

Diğer klinik özellikler açısından, hastalığın erken dönemlerinde  hasta sıklıkla ince koordine hareketlerde zorlandığını fark eder.  Günlük işlerin yerine getirilmesi zorlaşabilir (düğme iliklemek, saç taramak gibi.)  Maske yüz denilen, yüz ifadesinin silinmesi fark edilebilir.  Ses kısılabilir ve monotonlaşabilir.  Kullanmakta zorluk çekilen kol yürürken tam olarak sallanmayabilir ve hasta aynı taraftaki ayağını yürürken sürüyebilir.  Vücudun duruşu giderek bükülür ve adımlar da küçülür; el yazısı küçülebilir ve şekli bozulabilir.

Daha sonraki dönemlerinde ağızdan salya akması ve yiyecekleri yutmada zorluklar, koku alma duyusunun kaybedilmesi nedeniyle tat almada değişiklikler görülebilir.  Bunlara ek olarak depresyon ve demans da ortaya çıkabilir.  Sık idrara çıkma, terleme anormallikleri gibi otonom fonksiyon bozuklukları bulgularına rastlanabildiği gibi aynı zamanda uyku bozuklukları da gözlenebilir.

Parkinson hastalığının klinik tanısı, hastanın anamnezinin değerlendirilmesi ve nörolojik muayenenin yapılması ile konulur.  Kesin tanıyı sağlayan laboratuvar veya radyoloji yöntemi bulunmamaktadır.

B.  Hastalığın Evreleri 
Hastalığın şiddetini tanımlamanın bir yolu 1960’ larda Margaret Hoehn ve Melvin Yahr tarafından geliştirilmiş olan Hoehn ve Yahr skalasıdır.  Bu skalaya göre evreleme şu şekildedir:

      0: Parkinson hastalığı bulgusu yok.

      1. Evre: Tek tarafta  Parkinson hastalığı belirtileri (tremor, rijidite veya bradikinezi) var.

      2. Evre: İki taraflı Parkinson hastalığı belirtileri (tremor, rijidite veya bradikinezi) var ve yürüme güçlüğü yok.

      3. Evre: İki taraflı Parkinson hastalığı belirtileri var ve çok az yürüme güçlüğü var.

      4. Evre: İki taraflı Parkinson hastalığı belirtileri var ve orta derecede yürüme güçlüğü var.  Hasta tek başına yaşayamayacak durumdadır.

      5. Evre: İki taraflı Parkinson hastalığı belirtileri var ve hasta yürüyemiyor. Hasta tekerlekli iskemle kullanmak zorundadır ya da yatağa bağımlıdır.

C.  Parkinson Hastalığını Taklit Eden Nörolojik Hastalıklar

       1.     Arteriyosklerotik Parkinsonizm

       2.     HIV Virüsü ve Tüberküloz Enfeksiyonları

       3.     Travma

       4.     Normal Basınçlı Hidrosefali

       5.     Tümörler ve Diğer Kitlesel Lezyonlar

D.  Tedavi
Parkinson hastalığında ilaç tedavisi, cerrahi tedaviler ve diğer yöntemler olarak tedaviler uygulanmaktadır. Hastalıkta kesin bir tedavi söz konusu değildir, ancak hasta yaşamını kaliteli şekilde devam ettirecek bir seviyeye ulaşmaktadır. Ortaya çıkan belirtiler, hastanın yaşı, diğer hastalıklar tedaviyi önemli derecede etkilemektedir. İlaç tedavisinde eksik salgılanan veya hiç salgılanmayan dopamin maddesi yerine konmaya çalışılır. Ancak bu ilaçlar ve dozu doğru belirlenmelidir. Aksi halde bu ilaçların ciddi yan etkileri bulunmaktadır. İlaçların yeterli gelmediği veya ciddi yan etki gösterdiği hastalarda cerrahi yöntemler tercih edilebilir. Cerrahi tedavide ise beyindeki bazı özel çekirdekler yakılarak veya özel elektrotlar vasıtası ile sinyaller verilerek(DBS:derin beyin stimülasyonu) uyarılır. Oldukça işe yarayan bu tedavilerde de dikkatli ve doğru bir yol izlenmelidir.  



  • Hekimlerimiz