Nöroloji

Nöroloji; beyin, beyin sapı, omurilik ve çevresel sinir sistemiyle kasların hastalıklarını inceleyen, teşhis ve cerrahi olmayan tedavi hizmetini veren uzmanlık alanıdır. Ayrıca nörologlar, diğer uzmanlık dallarına da sık olarak konsültasyon hizmeti vermektedir. Diğer uzmanlık dallarını ilgilendiren hastalıkların, sinir sistemini etkilediği durumlarda da, konusunda uzmanlaşmış nörologlar, bu katkıyı sağlamaktadır.

Nörolojik hastalıkların tanı ve tedavilerinde radyoloji, EEG laboratuvarı çalışmaları önemlidir. Tanı amaçlı olarak BT, MR, anjiyografi, EEG, EMG hizmetleri de verilmektedir.

Uyku Laboratuvarı

Uyku Laboratuvarı Nedir?

Hastanın uyku ile ilgili kaydedilebilir tüm verilerinin bilgisayara sonradan incelenmek üzere kaydedildiği yerdir. Ev ortamı hassasiyetinde oluşturulan özel bir odada hasta uyurken gece boyu izlenir ve kameraya kaydedilir.

Normal uyku ve bazı hastalıklarda oluşan uyku arasındaki değişikliklere ilişkin bilgiler uyku laboratuvarlarında yapılan incelemeler sonunda elde edilmiştir. Uyku laboratuvarındaki polisomnografik kayıtlamalar en temel verileri sağlamaktadır. Polisomnografik incelemeler sırasında üç boyutta kayıt yapılabilmektedir.

EEG: Elektroanselograf aracılığıyla tüm gece uykusu boyunca elektroanselografik kayıtlamalar yapılarak kişinin uyku uyanıklık dönemleri ve uykunun evreleri belirlenir.

EOG: Elektro-okülograf aracılığı ile göz hareketleri belirlenebilmektedir.

EMG: Elektromyograf ise kaslardan elektromyografik kayıtların yazılmasına olanak sağlar. Kasların kasılı ya da gevşemiş olduğu dönemler belirlenir.

EKG: Kalp ritmi, kalp hızı gibi bulgulara ulaşmak için kullanılır.

Pulse Oksimeter:  Uyku sırasında kanda dolaşan oksijen saturasyonu ölçülebilmektedir. Oksijenin azaldığı dönemler ve dönemlerin sayısı, süresi ve derinliği gibi bilgilere ulaşmamızı sağlar.

 Uyku merkezlerinde bunlar dışında daha birçok parametreler incelenmektedir; Hava akım ölçümü ile nefes alış verişlerin derinliği, düzeni takip edilir, nefes durmaları belirlenir. Vücut pozisyonu takibi ile sırtüstü ya da diğer pozisyonlarda uykudaki değişiklikler kaydedilir. Horlama sesinin kayıtları, bacak hareketleri gibi daha birçok parametre izlenir kayıt edilir ve değerlendirilir.

Uyku laboratuvarında özellikle; kendisini horlama, uykuda nefes tutma ve gündüz uykululuk ile belli eden uyku apne hastalığı şüphesi olanlar yatırılmaktadır.

Hangi Hastalarda Uyku Apnesi Düşünelim?

  • Horlama
  • Uykuda nefes kesilmesi
  • Sabah yorgunluğu-Sabah baş ağrısı
  • Gün içinde uyuklama isteği
  • Dikkati toplama bozukluğu
  • Sosyal hayatın etkilenmesi
  • İşte başarısızlık
  • Trafik kazalarında artış
  • Kalp sorunları ve hipertansiyon
  • Gastroözofageal ve larengofarengealröflü
  • Cinsel isteksizlik

Hekimin hastaya soracağı 3 soru uyku apne hastalığını tanımasına yardımcı olur:

1. Horlama var mı?
2. Uykuda nefes kesilmesi var mı?
3. Gün içi uyuklama isteği var mı?

Uyku Laboratuvarımız Açıldı, Neler Yapıyoruz…

Hastanemizdeki Uyku Bozuklukları Merkezi, 1 özel oda ve teknisyen gözlem odasından oluşmaktadır. Deneyimli teknisyenlerimiz tarafından hastaların kayıtları kamera sistemi ve bilgisayar aracılığı ile gece boyunca izlenmektedir. 

Laboratuara hastalarımız 21.00-22.00 arasında alınmakta olup uyku teknikerleri tarafından elektrotlar yerleştirilerek tüm gece boyunca kayıt yapılmaktadır. Uyku esnasında yapılan en az 6 saatlik kayıt yeterli olacaktır. 

Niçin yapılıyor?

Polisomnografi uyku bozukluklarının teşhis ve değerlendirilmesine yardımcı olmak için kullanılmaktadır.

Nasıl yapılacak?

Özellikle elektrot, sensörler ve video kaydı.

Teknisyenimiz çalışma öncesi yaklaşık 30-45 dakika arası süren, vücudunuzun belli bölgelerine elektrot ve sensörleri bağlama işlemini yapacaktır. Bu elektrot ve sensörler aracılığı ile gece boyunca beyin dalgalarınız, horlamanız, kalp elektronuz (EKG), solunum eforunuz, çene-göz ve bacak kas aktiviteniz ve kandaki oksijen düzeyiniz kayıt edilecektir.

İhtiyaç duyduğunuzda yatağınızın başındaki alarm düğmesi ile iletişim kurabilir, istediğiniz zaman tekniker cihaz bağlantısını çıkararak lavaboya gidebilirsiniz.

Uykunuz geldiğinde teknikerimiz ışıkları kapatır ve uyku çalışmanızı başlatır.

Ne kadar sürer?

Tüm gece, ortalama 6 saat.

Ne zaman yapılacak ve sonuçlanacak?

Randevu tarihi ve sonuç alma süresi: çalışmamızda toplam 1000 sayfaya yakın veri gece boyunca kayıt edilmektedir. Tanınızın konulması için Nöroloji Uzmanımız tarafından bu veriler yeniden incelenerek yorumlanacaktır. Sekreterimiz en kısa sürede sizi arayarak raporunuzun hazır olduğunu bildirecektir.

Kim tarafından yapılacak ve değerlendirilecek?

Uyku teknisyeni tarafınca kayıtlar alındıktan sonra, Nöroloji Uzmanımız tarafından değerlendirme, skorlama ve raporlama yapılacaktır.

Uyku Testine Gelmeden Önce:

  • Sakinleştirici türde ilaçlar kullanılıyorsa 1 hafta önce kesilmesi tavsiye edilir. Yatış günü, akşamüzeri duş alın, sakallarınızı kesin, göğüs kıllarını ve bacak ön yüzündeki kılları temizleyin. Duş sonrası lütfen nemlendirici kullanmayın ve saçınıza sprey, jöle ve yağ içeren ürünler kullanmayın. O gün öğleden sonra içki çay, kahve, gazlı içecekler tüketmemesi, reflüye neden olabilecek portakal, mandalina gibi yiyeceklerden uzak kalınması tetkikten 4 saat önceden sonraki zamanda sigaradan uzak kalınması tetkikin sağlıklı olması için gerekmektedir. Yatış esnasında kollu ve bacaklı pijama ile gelinmelidir.
  • Özellikle çene bölgenizi traş yaparak temizleyin. Eğer 1 cm’ den uzun sakalınız varsa traş olmanıza gerek yoktur, özel bir yapıştırıcı ile elektrotlar bağlanacaktır. 
  • Varsa ojelerinizi ve takma tırnağınızı çıkarın. 
  • Her türlü özel isteğinizi bize söyleyebilirsiniz. 

Yanınızda Getirmeniz Gerekenler:

  • Kurumsal sevkiniz varsa çalışma günü yanınızda getirin. 
  • Rahat bir uyku uyumak için kendi pijama ve terliğinizi getirin. 
  • Kullandığınız ilaçları getirin. 

Kendinizi evinizde hissetmenizi sağlayacak her türlü eşyayı (yastık, oyuncak gibi) yanınızda getirebilirsiniz.

Kimler Uyku Laboratuvarına Başvurabilir?

  • Horlayan,
  • Uykuda nefesinin kesildiği belirtilen,
  • Gündüz yorgun ve uyuklaması olan hastalarda, kesinlikle şüpheleniriz,

Yukarıdakilerden birine aşağıdaki şıklardan 1-2 si eklenirse yine şüpheleniriz.

  • Obezite
  • Gece terlemesi
  • Gece idrarı

Ayrıca, hipertansiyon, kalp ritim bozukluğu, sol ve sağ kalp yetmezliği, diyabet, kronik obstruktif akciğer hastalığı, beyin damar hastalıkları varsa bu hastalar riskli hastalardır ve muhakkak uyku apnesi açısından tetkik ve tedavileri yapılmalıdır.

Uyku Apnesi Tedavi Edilmezse Hangi Hastalıklar Görülür?

A. Kalp Damar Sistemi Hastalıkları

Hipertansiyon

İskemik kalp hastalığı

Sol kalp yetmezliği

Sağ kalp yetmezliği

Kalpte ritim bozuklukları

Ani ölüm

B. Akciğer Hastalıkları

Astıma yatkınlık

C. Sinir Sistemi Hastalıkları

Beyin damarlarında daralma

Gündüz aşırı uyku hali

Sabah baş ağrısı

Uykuda sara hastalığı

Huzursuz ve yetersiz uyku

D. Psikiyatrik Hastalıklar

Bilişsel bozukluk

Anksiyete, depresyon

E. Hormon Hastalıkları

Cinsel isteksizlik

Cinsel işlev bozukluğu

F. Böbrek Hastalıkları

Gece idrara çıkma

İdrardan protein kaçağı

G. Mide-Barsak Sistemi (Gastroözefajialreflü) Hastalıkları

Kan hastalıkları (Polisitemi, kan akışkanlığının azalmasına neden olmakta)

Sosyal sonuçlar

Okul ve iş performansında azalma

Raporlu olma süresinin artması

Çocuklarda hiperaktivite

Sosyal ilişkilerde bozulma (Boşanmalar vs.)

Kazalar (trafik, ev, iş)

Yaşamı tehdit eden ve yaşam kalitesini bozan sağlık sorunları ortaya çıkar.

Huzursuz Bacak Sendromu

Uzm.Dr.Hakan Levent GÜL
Nöroloji Uzmanı

Huzursuz bacak sendromu, uyku veya dinlenme halinde, bacaklarda hissedilen ağrı, kaşıntı, uyuşukluk, karıncalanma, iğnelenme, yanma sıkıntılarının sebep olduğu bir hastalıktır.

Bacaklardaki bu yanma, uyuşma gibi hislerden ötürü sürekli hareket etme isteği, gece saatlerine doğru huzursuzluğun artması, bacakları hareket ettirdikçe huzursuzluğun azalması, dinlenme halinde sıkıntının artması; huzursuz bacak sendromunun başlıca belirtilerindendir.

Bilimsel anlamda nedeni tam olarak bulunamayan huzursuz bacak sendromunun, beyinde salgılanan kimyasallardan biri olan dopaminin düzensiz salgılanması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlık olduğu öngörülmektedir. Ayrıca, huzursuz bacak sendromuna neden olan bir gen tespit edilmiştir. Yani, genetik bir hastalık olan huzursuz bacak sendromu, hasta olan anne veya babadan çocuklarına geçebilmektedir.

Huzursuz bacak sendromu kalıtımsal bir hastalıktır. Ebeveynlerin hastalıktan muzdarip olduğu durumlarda bu rahatsızlığın görülme olasılığı yüksektir.

Hamile kadınların, hamileliklerin son üç ayında bu sendromun görülmesi ihtimaller dahilindedir. Fakat doğum gerçekleştikten sonra, genelde hastalık da bir ay içinde kişiyi terk eder. Ayrıca, günlük hayatı bol stresli olan bireylerde bu hastalığın baş göstermesi mümkündür.

Huzursuz bacak sendromu, adı üzerinde, kişinin yaşamında huzursuzluğa yol açar. Özellikle gece daha fazla nükseden bu hastalık uyku problemlerine neden olabilmektedir. Bunun dışında; nöropati, böbrek yetmezliği ve demir eksikliği gibi sıkıntıların da habercisi olabilir.

Huzursuz bacak sendromunun tetkiki alanında uzman kişiler tarafından yöneltilen sorular ile yapılır. Bu sorulardan bazıları;

  • Dinlenme halinde, otururken, yatarken, bacaklarınızda hareket edince geçecekmiş gibi; ağrı, sızı, yanma gibi his uyandıran sıkıntılarınız oluyor mu?
  • Bacaklarınızı hareket ettirince bu yakınmalarınız geçiyor mu?
  • Kendinizi uykunuzu alamamış gibi hissediyor musunuz?
  • Ailenizde huzursuz bacak sendromu hastalığına sahip biri var mı?

Tüm bu soruların yanı sıra, çeşitli kan tahlilleri ve gerekirse uyku testinin sonuçlarına göre huzursuz bacak tanısı konur.

Huzursuz bacak sendromunun ortaya çıkmasında iki yöntem vardır. Birincisi, hastalığa sebep olan başka bir rahatsızlığın olmasıdır. Bu rahatsızlıklardan bazıları; şeker hastalığı, kansızlık, B12 vitamini eksikliğidir. Huzursuz bacak sendromunu tedavi edebilmek içim önce altta yatan hastalıkları tedavi etmek gerekir. Sonrasında, büyük olasılıkla, sendrom kendiliğinden geçecektir.

İkinci yöntem ise; hastalığa sebep olan başka bir hastalığın olmamasıdır. Bu durumda; diazepam, sinemet gibi doktorun uygun göreceği ilaçlarla tedavi sağlanabilir. Ayrıca tedavide uygun egzersiz oldukça önemlidir.

Huzursuzluk bacak sendromunun tedavisi sırasında, ilaçlar ve egzersizlerin yanı sıra, tedaviye yardımcı olabilecek bazı durumlar vardır. Bunlar: özellikle yatmadan önce çay, kahve gibi kafein içeren içeceklerin tüketilmemesi, alkol ve sigaradan uzak durulması, uyku düzeni oluşturulmalıdır. Örneğin; her gün aynı saatte uyumaya ve uyanmaya dikkat edilmelidir.
Baş Ağrısı

Uzm.Dr.Hakan Levent GÜL
Nöroloji Uzmanı

BAŞ AĞRISI NEDİR?

Baş ağrısı, baş-boyun bölgesinde hissedilen damar, kas, eklemler ve saçlı deriden kaynaklanan ağrıdır. Beynin kendisinde ağrı duyusu yoktur. Sadece beyin zarları basınca ve gerilmeye çok duyarlıdır.

BAŞ AĞRILARININ SINIFLANDIRILMASI:

A. Birincil Baş Ağrıları

1. Migren

2. Gerilim‐tipi (Tension) baş ağrısı

3. Küme(Cluster) baş ağrısı ve diğer trigeminal otonomik baş ağrıları

4. Diğer primer baş ağrıları

B. İkincil Baş Ağrıları

5. Baş ve/veya boyun travmasına bağlanan baş ağrıları

6. Kranial ya da servikal damarsal bozukluklara bağlanan baş ağrısı

7. Damarsal olmayan kafaiçi bozukluklarına bağlanan baş ağrısı

8. Madde (kullanımı) ya da kesilmesine bağlanan baş ağrısı

9. Enfeksiyona bağlanan baş ağrısı (sinir sistemi veya sistemik)

10. Homeostazis bozukluğuna bağlanan baş ağrısı

11. Kranium, boyun, gözler, kulaklar, burun, sinüsler, dişler, ağız ya da diğer yüz veya kranial yapılara bağlanan baş ağrısı ya da yüz ağrısı

12. Psikiyatrik bozukluklara bağlanan baş ağrısı

C. Kranial Nevraljiler, Santral ve Primer Yüz Ağrısı ve Diğer Başağrıları

13. Kranial nevraljiler ve santral yüz ağrısının nedenleri

14. Diğer baş ağrısı, kranial nevralji, merkezi veya primer yüz ağrısı 

Biz burada sık gördüğümüz baş ağrısı tiplerinden bahsedeceğiz.

GerilimTipi Baş Ağrısı

     Toplumda en sık görülen baş ağrısı tipidir. Ağrı genellikle yaygın iki taraflı oksipital veya frontal bölgede belirli, bazen çember gibi başı sarar özelliktedir. Künt, sıkıştırıcı tarzdadır, hafif veya orta şiddette olabilir. Fiziksel ve günlük aktiviteyi engellemez. Bulantı ve kusma gibi ağrıya eşlik eden bulgular genellikle yoktur. Fotofobi veya fonofobi gibi semptomlardan biri eşlik edebilir.   

Profilaktik (Ağrı Sıklık ve Şiddetini Azaltmaya Yönelik) Tedavi  

     Profilaksi için antidepresanlar kullanılmaktadır.

Eşlik eden diğer hastalıkların (özellikle kilo fazlalığı ve depresyonun) varlığına dikkat etmeli ve çözümlenmelidir.

Migren

     Migren baş ağrısı ataklar halinde ortaya çıkar. Erişkinlerde 4‐72 saat sürebilir. Genellikle başın bir yarısında lokalizedir, ancak iki taraflı da olabilir. Ağrı enseden veya göz çevresinden başlayarak yayılır. Sıklıkla zonklayıcı özelliktedir. Orta veya şiddetli derecede olabilir ve fiziksel aktiviteler ağrının şiddetini arttırır. Kişinin günlük aktivitelerini sürdürmesini kısıtlar veya engeller. Bulantı ve/veya kusma olur. Işık, ses ve kokudan rahatsızlık ağrıya eşlik eder.

    Migren baş ağrılarının %80‐85’ini aurasız ve %10‐15’ini auralı migren oluşturur. Aura, başağrısı ataklarında ağrı döneminden önce dakikalar içinde yavaş olarak gelişen (5‐20 dak) ve 60 dakikadan kısa süre içinde kaybolan geçici fokal nörolojik semptomlardır. Aura semptomları, görsel, duysal, motor, lisan ve beyin sapı bozukluklarını içerir. Migren atağından, ağrı öncesi (prodrom) veya sonrası (postdrom) dönemde bazı davranış ve ruhsal durum değişiklikleri olabilir. Aurasız ve auralı migren dışında, sıklıkla migren öncülü olan çocukluk çağı periyodik sendromları, retinal migren ve migren komplikasyonları (kronik migren‐15 gün/ay üzerinde atak, migren statusu‐72 saatten uzun süren ağrı) gibi daha seyrek görülen migren tipleri de vardır.

    Kronik migren IHS sınıflamasında son 3 aydır en az 8 günü migren olmak üzere ayda 15 günden fazla baş ağrısı olanları tanımlamaktadır.

Profilaktik Tedavi

    Beta‐blokerler, Anti‐depresantlar, Anti‐epileptik ilaçlar, Kalsiyum kanal blokerleri, Serotonin Antagonistleri, Onabotulinum-toksin A, diğer ilaçlar.

Trigeminal Nevralji (TİC Douloureux)

    Ağrı, batıcı, vurucu ya da elektrik çarpması gibi ve çok şiddetlidir. Saniyeler ile 2 dakika arasında sürer. Genellikle tek taraflı ve 5. sinirin üç dalından özellikle 2. ve 3. dal dağılımındadır. Yüzde ve çenede uyarıların ağrıyı ortaya çıkardığı tetikleyici noktalar bulunmaktadır. Uyarıcılar, konuşma, çiğneme, yüz yıkama, diş fırçalama, traş olma, yüz hareketleri ve soğuk hava olabilir.

    Yaklaşık % 50’sinde en az 6 ay içerisinde düzelme gözlenir.

İlaç Tedavisi

     İlk tercih karbamazepindir. Ağrı kesiciler trigeminal nevraljide etkili değildir.

İlaç Dışı Tedaviler (Hastanemizde Uygulanan Yöntemler)

     İlaç tedavisinden yeterli fayda görmeyen, ilaç kullanmak istemeyen veya karaciğer-böbrek problemleri olup fazla ilaç tüketmesi uygun olmayan hastalarda bu yöntemler kolaylıkla ve hasta konforunu etkilemeden uygulanabilmektedir.

     Bu yöntemler ile ağrı sıklık ve şiddetinde %70 civarında azalma sağlanabilmektedir.

 Bunlar:

1-Migren ve Gerilim Tip Baş ağrısı olan hastalarda kullanılan büyük oksipital sinir (GON) blokajı, botox uygulamaları,

2-Trigeminal Nevralji’de kullanılan infraorbital, mentum, supraorbital ve tetik nokta enjeksiyonları, gerekirse Gasser ganglion blokajı enjeksiyonlarıdır.

Baş Dönmesi (Vertigo)

Uzm.Dr.Hakan Levent GÜL
Nöroloji Uzmanı
 

Baş dönmesi ve boşluktaki yönelim değişikliği hissinden kaynaklanan nörolojik şikayete vertigo denir. Hareket hallüsinasyonu olarak da betimlenebilen vertigo, tipik olarak dönme ve rotasyon şeklinde oluşur. Tüm hasta guruplarında sıkça görülebilir ve erkeklere oranla kadınlarda daha sık gözlenir. Vertigonun toplumda görülme sıklığı yaşla artmaktadır.

A.  Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV) 

Baş dönmesinin en sık sebeplerindendir. İç kulağın posterior semisirkuler kanalın uzun koluna, serbestçe hareket eden kalsiyum karbonat kristallerinin girmesi sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Kanal, pozisyonel değişikliklere aşırı duyarlı hale gelir ve pozisyon değişikliği vertigo ile sonuçlanır.

BPPV'nin başlangıcı anidir ve birkaç dakika sürer ancak tekrarlayabilir. Yatakta dönme veya başı arkaya çevirme gibi başın belirli pozisyonlarını hemen takiben görülen vertigo atakları görülür.  

B.  Meniere Hastalığı

İç kulağın, sıvı birikimine bağlı (sıvı miktarında artış), vertigo ile sonuçlanan bir hastalığıdır. Dalgalanan işitme seviyeleri (özellikle de düşük frekanslarda) ile birlikte vertigo atakları oluşur. Hastalık ilerledikçe kalıcı sağırlık ve kulak çınlaması (çınlama, vızıltı, uğultu, ıslık) gelişebilir, her atak ile sağırlık daha da kötüleşir. Kulakta dolgunluk, bulantı ve kusma, ani düşmeler görülebilir. Ataklar tekrarlama eğiliminde olsa da tedavi altında birkaç yıl içinde kararlı hale gelir ve tamamen kaybolabilir.

C. Vestibüler Nörit (Akut Periferal Vestibülopati)

Şiddetli bir şekilde birkaç gün süren ve daha düşük şiddette haftalarca devam edebilen, uzamış tek vertigo atağı şeklindedir. Bir ailede birkaç üyeyi etkileyebilir ve çoğunlukla baharda ve yazın erken dönemlerinde görülür. 

D. Serebellar Vertigo

Serebellumun, dengesizlik ve baş dönmesi ile sonuçlanan inmesidir (inme şeklinde vertigo.) Ani başlangıçlı baş dönmesi, yürüyüş bozukluğu, mesafe yargısında bozulma, baş ağrısı, bulantı ve kusma görülür. Beyin sapında kompresyon gelişirse akli durumda hızla kötüleşme görülebilir, bu kompresyona bağlı ölüm gelişebilir. 

E.  Vertigonun Diğer Sebepleri

    1.  Migren: Migren hastalarının yaklaşık %25'inde vertigo görülmektedir. Vertigo atakları, baş ağrısı öncesinde veya sırasında ya da bundan bağımsız olarak ortaya çıkar. 

    2.  Vertebrobaziller Yetmezlik: Herhangi bir tetikleyici etken olmadan aniden başlar, birkaç dakika sürer ve yine aniden sona erer. Görme kaybı, çift görme, konuşma bozukluğu, güçsüzlük veya hissizlik gibi eşlik eden bulgular vardır. 

    3.  Serebellopontin Köşe Tümörleri: Genellikle hafif baş dönmesi ve belirsiz bir dengesizlik hissine sebep olur. Tümör, beyin sapı veya serebelluma bası yapacak derecede büyümediği sürece hastalık ilerleme göstermez.  

F.  "Sersemlik Hissi" (Dizziness)

Tüm nörolojik şikayetlerin en sık olanıdır ve sıklığı yaş ile artar. Bu terimin nasıl betimlendiği tespit edilmelidir. Genellikle sersemlik, baş dönmesi, zayıflık ya da bayılacakmış hissi anlamında kullanıldığı görülmektedir. Hasta tarafından vertigo veya dönme hissinin illüzyonlarından farklı olarak sallanma hissine benzetilmektedir. Oturur veya yatar pozisyondan hızla kalkma sonucu sallanır tarzda sersemlik ve gözde lekeler belirebilir. Hasta, hareketsizliğini sağladığı zaman içinde bulgular azalır.

İnme

Uzm.Dr.Semra ACAR
Nöroloji Uzmanı
 

Serebrovasküler hastalık (halk arasında bilinen ismiyle inme/felç), kalp hastalığı ve kanserden sonra en sık görülen ölüm sebebidir.  Bu hastalık, kan damarlarının patolojik süreci sonucu oluşan her türlü anormalliği belirtmektedir.  Beyin damarlarında oluşan tıkanıklık ve kanama sonucu meydana gelen hasarlar sonucu değişik şikayetler ortaya çıkabilir.  Yaşayan hastaların ağır sekelli olarak (yatalak ve bakıma muhtaç halde) olmalarına neden olur.  Hasta sahipleri ve hasta bakıcıların özen göstermesi ve bu gurup hastalık hakkında bilgilendirilmeleri gerekir.

A.  Akut İnme Sendromu

Beyin damarlarının ani olarak tıkanması veya kanaması sonucu ortaya çıkan ve vücudun bir yarısında felç gelişmesine neden olan klinik bir tablodur.  Akut inme, en sık olarak, beyin damarlarının, beyin dışı kaynaklardan (kalp ve buradan çıkan damarlardan) pıhtı atması veya küçük damar tıkanıklıkları sonucu oluşur.

 1.  İskemik İnme:  Beyin damarlarının bazı nedenlerle tıkanması sonucu ortaya çıkan klinik tablodur.     

      a. Geçici İskemik Atak Beyin kan akımının çoğu kez birkaç dakika (bazı durumlarda 24 saate kadar süren) süreyle azalması sonucu oluşan nörolojik bozukluktur.  Geçici iskemik atak ile inmenin farkını çözümlemek hekime bağlı bir durumdur.  Bu ataklar, ileride gelişecek inmeler için uyarılar verir.

      b. Embolik İnme:  İnmelerin 1/4 gibi bir oranı, beyin dışı büyük damarlardan ve kalpten gelen pıhtının beyin damarlarını tıkaması sonucu oluşur.  Böylece akut inme ortaya çıkar.

      c. Lakuner İnme:  Küçük damarların sulama alanındaki küçük infarktlardır.  Genellikle yüksek tansiyon gibi damar sertliği yapan küçük damar hastalıklarında görülür.

      d. Geniş Arter Hastalığı: 

      - Aortik ark ateromları veya trombüslerinin beyin damar dolaşımını tıkaması sonucu gelişen inmedir. 

      - Asemptomatik servikal üfürüm ve karotis stenozu olan hastalarda infarkt riski yüksektir.  Bu hastaların %2'si her yıl bir inme geçirecektir. 

2.   Hemorajik Bozukluklar:  Beyin dokusu içine kanamadır. En sık olarak yüksek tansiyon ile ilişkilidir.

      a. Subaraknoid Kanama:  En çok travma veya yırtılmış kiraz benzeri anevrizma kanaması sonucu oluşan beyin zarları arasına kanamadır.  Diğer nedenleri arasında koagülopatiler, mikotik anevrizmalar, arteriovenöz malformasyon, vaskülit ve sempatomimetik ilaçlar bulunmaktadır.  En önemli bulgusu, ilk anda çok şiddetli baş ağrısıdır ve bu ağrı diğer baş ağrılarına benzemez.  Böyle bir ağrı hisseden kişiler vakit geçirmeden hastaneye başvurmalı ve bu kişilere bilgisayarlı tomografi (BT) çekilmelidir.  Bu tip bir kanama tespit edildiğinde kanayan damar acilen tespit edilmeli ve hasta opere edilmelidir.

     b. Beyin Kanaması:  Genellikle tansiyon yüksekliği sonucu ortaya çıkan kanamalardır ve beynin ortasında derinliklerde gelişir.  Bazen de arteriovenöz malformasyon dediğimiz damar yumakçıklarının kanaması ile de beynin diğer bölgelerinde gelişebilir.  Bu hastaların da teşhisinde ilk adımda bilgisayarlı tomografi (BT) yapılması gerekir.  Hastalığın seyri diğer inmelerdeki gibidir.  Kanamanın büyüklüğüne göre boşaltılması gerekebilir.

B.  İnme Hastasına Yaklaşım

Her inme problemi ayrı bir yaklaşım gerektirir.  Bir inme hastasında ortaya çıkan problemlerin herbirisiyle ayrı ayrı ilgilenmek ve buna göre tedavi yapmak gerekir. 

Komadaki bir hastada, aşırı tansiyon yükselmesi veya subaraknoid kanama ya da beyin veya beyin sapı infarktı komaya neden olmuş olabilir.  Bu durumda tanıya göre yol izlemek gerekir.  Beyin sapında baziler arterinde tıkanma yapan pıhtının eritilmesi (trombolizis) veya beyin yarıkürelerindeki kanamanın boşaltılması bazı hastalarda hayat kurtarıcı olur ve derin komanın gelişmesini önler.  Subaraknoid kanama veya beyincikteki inme sonrası gelişen hidrosefalinin drenajı iyi sonuçlar verir. 

 Koma gelişmeden de sıklıkla inme görülür ve buna göre inmenin tipi tetkiklerle belirlenmeli ve tedavi edilmelidir.  Bu tür hastalar, yaşadığı için, uzun dönemde planlar, rehabilitasyon ve gelişebilecek başka bir inmenin önlenmesi üzerine yapılmalıdır.  Burada tromboz ile embolinin ayırt edilmesi önemli ve gereklidir. 

İnme bazen başka bir hastalık olarak maskelenebilir ve yanlış tanı konabilir.  Sonuç olarak inme öyküsüyle gelen bir hastada tamamen düzelme varsa inmenin tipini doğru belirlemek birinci adımdır.  Gerekli tetkikleri yaparak tekrarını önlemek için önlemler alınmalıdır.

Epilepsi

Uzm.Dr.Hakan Levent GÜL
Nöroloji Uzmanı
 

Epilepsi (halk arasında sar'a), eski çağlardan beri insanoğlu tarafından bilinmektedir.  Sağlıklı görünen bazı kişilerin aniden yere yıkılarak bilinçsiz halde çırpınmaları sebebiyle bu çağlarda epilepsi hastalarına tanrılar tarafından cezalandırılmış veya içlerine kötü ruhlar girmiş kişiler gözüyle bakılmaktaydı.  Epilepsinin incelenmesi ve tedavisi 1850'lerden günümüze kadar gelişimini sürdürmüştür.  Uygun antiepileptik seçimi ve kullanımı yanında hastaların iyi izlenmesi sayesinde epilepsilerde tamamen iyileşme veya nöbetlerin 3/4 oranında azalması sağlanabilmektedir.  Buna karşılık belirtilen uygun tedavinin seçilememesi ya da uygulanmaması, bilimsel olmayan tedavi yöntemlerin araştırılması gibi nedenler bu hastalığın kontrol altına alınamamasına sebep olmaktadır.  Bu sebeple hasta ve ailesinin epilepsi hakkında bilgilendirilmeleri tedaviye başlama noktası olarak öncelik taşımaktadır.

Epilepsi kısaca, merkezi sinir sisteminin nöronlarının paroksismal (tekrarlayan), reversibl (geçici), anormal elektiriksel deşarjlarıdır.  Deşarjların olduğu yere göre de klinik olarak değişik özellikler gösteren nöbetler gözlenir.  Bu nöbetler, bilinç kaybı ile seyredebildiği gibi bilinç kaybı olmaksızın da gelişir.  Bu özelliklerine göre de isimlendirilmiş ve sınıflandırılmıştır. 1981'de Uluslararası Epilepsi Derneği'nin enternasyonel sınıflaması kabul edilmiştir ve belli aralıklarla bu sınıflamada değişiklikler ve düzenlemeler yapılmaktadır.

A. Epilepsi Tipleri

1. Parsiyel (Lokal, Fokal) Nöbetler 

Serebral korteksin (beynin dış tarafında, sinir hücrelerini içeren gri madde) herhangi bir yerinden kaynaklanan nöbetlerdir.  Deşarj, sadece çıktığı yerde kalabildiği gibi beyindeki bağlantı lifleriyle diğer alanlara da yayılabilir.  O zaman deşarjın başladığı ve yayıldığı yer ile ilgili bulgular ortaya çıkar.  Deşarjlar yaygınlaşırsa, kasılma ve titremenin eşlik ettiği, bilinç kaybıyla beraber büyük nöbet dediğimiz grand mal tipi nöbetler gelişir. 

Bu nöbetler, duysal, motor ya da konuşma ile ilgili ve bilinç kaybı yoksa basit, bilinç kaybı varsa kompleks nöbetler olarak isimlendirilir.

a. Basit Parsiyel Nöbetler:

·      Motor Bulguları Olan Nöbetler:  Beynimizin, hareketleri sağlayan frontal (ön) bölgesinden kaynaklanan nöbetlerdir.

* Fokal Motor (Vücudun bir tarafında olan) Nöbetler

* Versiv (Dönücü) Nöbetler

* Postüral (Vücudun duruşuyla ilgili) Nöbetler

* Fonatör (Sesle ilgili) Nöbetler

·      Duysal Semptomlu Nöbetler:  Vücudumuzdaki duyuların değerlendirilmesini sağlayan duyu merkezlerinin olduğu bölgeden kaynaklanan ve his bozukluğu ile ortaya çıkan nöbetlerdir.

* Yüzeyel Duyu Nöbetleri

* Vizüel (Gözsel) Nöbetler

* Oditör (İşitsel) Nöbetler

* Olfaktör (Koku) Nöbetleri

* Gustator (Tat) Nöbetleri

* Vertijinöz (Baş Dönmesi) Nöbetler

·      Otonomik Belirtili Nöbetler:  İstem dışı olarak organlarımızın çalışmasını sağlayan bölgelerin nöbetleridir.

* Basit Otonomik Nöbetler          

·      Psişik Semptomlu Nöbetler:  Psikolojik değişiklikler şeklinde kendini gösteren nöbetlerdir.

* Disfazik (Konuşma bozukluğu) Nöbetler

* Dismnezik (Bellekle ilgili) Nöbetler

* Kognitif (Tanıma, bilme, anlama) Nöbetler

* Affektif (Korku, endişe) Nöbetler

* İllüzyon (Yanılsama) Nöbetleri

* Hallüsinasyon (Varsanı) Nöbetleri

b. Kompleks Parsiyel Nöbetler:  Bilincin tamemen kaybıyla seyreden, değişik klinik özellikler gösteren nöbetlerdir.  Köken aldığı bölgeye göre klinik bulgular oluşturur.  Amaçsız koşma, ağız şapırdatma, üstü başıyla oynama, amaçsız hareketler yapma, yalanma, yutkunma, vb. klinik özlelliklerdir.  Çevreyle ilişki kopmuştur. Hasta yere düşmez, kasılmaz.  Karşıdaki kişi onun nöbet geçirdiğini anlamaz.  Otomatizmin (otomatik hareketler) iyi değerlendirilmesi gerekir, çünkü bu durum başka birçok hastalıkla karıştırılabilir.

2. Jeneralize Nöbetler

a. Absans Nöbetleri:  Kısa süreli ve saniyeler içinde geçen, bilinç kaybıyla giden, dalma nöbetleri de denilen, daha çok çocuklukta başlayan, genetik de olabilen nöbetlerdir.  Hasta, yapmakta olduğu işi aniden durdurur, çevresine boş bakar ve nöbetten sonra yapmakta olduğu işe devam eder. 

b. Myoklonik Nöbetler:  Beynin derin orta hat yapılarından kaynaklanan ve beynin her tarafına aynı anda yayılan, bilinç kaybıyla seyreden, farklı klinik özelliklerle ortaya çıkabilen nöbetlerdir.  

c.  Tonik Nöbetler:  Vücudun kasılması ile ortaya ortaya çıkan nöbetlerdir.

d. Klonik Nöbetler:  Vücudun bir yarısında titreme şeklinde olan nöbet tipidir.  

e.  Atonik - Akinetik Nöbetler:  Aniden ve çok gevşek biçimde düşme atakları şeklinde kendini gösterir.

f.   Tonik Klonik Nöbetler:  Grand mal olarak adlandırılan, halk arasında sar'a denilen tipik büyük nöbetlerdir.  Parsiyel nöbetler giderek şiddetlenir ve beynin diğer bölgelerine de yayılırsa bu tip nöbetler gelişir.  Bazen de jeneralize nöbetler grand male dönüşebilir.  Hastanın bu sırada çenesi kilitlenip bütün vücudu kasılır.  Gözleri açık ve bir tarafa dönmüş bir şekilde sabit bir şekilde bakarak çığlık atar ve bir kütük gibi yere devrilir.  Bu sırada hsta yaralanabilir.  Bunu izleyerek ağızdan köpük gelir.  Dilini ısırmışsa köpük kanlı olabilir ve bütün vücut titrer.  Bu sırada idrar kaçırabilir, bazen de büyük abdestini de kaçırabilir.  Nöbet sırasında hastanın ağzını açmaya çalışmamak gerekir.  Kolalrını ve bacakları da diğer kişilerce tutulmamalıdır.  Sadece başının altına, travmayı önlemek için yumuşak birşey konulabilir.  Bu sırada hasta nefes alamaz ve morarmıştır.  Bunu izleyerek hasta derin ve hırıltılı nefes alıp vermeye başlar, bilinci kapalıdır.  Daha sonra hasta açılır ancak henüz bilinci tam olarak yerine gelmemiştir ve şaşkın bir şekilde etrafa bakar.  Sorulanlara net yanıtlar veremez.  Ardından da hasta uyku isteği duyar ve bir süre uyur.  Kendine geldiğinde aşırı yorgunluk, yaygın ağrılar ve baş ağrısı hisseder.

B. Status Epileptikus 

Epilepsi nöbetlerinin uzaması veya aralıksız olarak yinelemesiyle seyreden klinik bir durumdur.  Status teriminin kullanılabilmesi için en az 30 ila 60 dakikalık sürede nöbetlerin kesintisiz olarak tekrarlanması veya nöbetler arasında bilincin hiç açılmaması gereklidir.  Status, çeşitli epilepsi tiplerinin uzaması ya da kesintisiz olması halinde kullanılan bir terimdir.  Hayatı tehdit eden bir klinik gelişmedir.  Hastanın bu durumu geliştiği anda hemen hastaneye başvurulmalıdır ve gerekli tedavi başlanmalıdır.  Status, özellikle grand mal tipinde olursa %40 gibi ölüm riski vardır ve evde tedavisi yapılmaz.  

C. Tedavi 

Nöbet şikayetiyle başvuran hastaya derhal bir antiepileptik ilaç başlama eğilimi sıkça rastlanan bir durumdur.  Bu durum yanlış veya eksik tedaviye neden olabilir.  Hastanın şikayetlerinin epileptik nöbet olup olmadığına, nöbetlerin tipi ve etyolojik nedenin ne olduğuna iyi karar vermek gereklidir.  Öncelikle hasta ve yakınlarından iyi bir öykü alınmalıdır.  Olanak varsa nöbetler gözlenmeli, Elektroensefalografi EEG kayıtları ve nöbetlerin nedenlerine yönelik incelemeler yapılmalıdır. 

İlaç tedavisi doktor ve hastanın sabırlı olmasını gerektiren uzun bir dönemi kapsar.  Bu nedenle doktor ve hasta iyi bir ilişki kurmalıdır. 

Tedaviye nöbetler üzerinde en etkili, yan etkileri en az olan, kullanımı ve temin edilmesi kolay, hastanın da ekonomik durumuna en uygun ilaçla başlanmalıdır.  Nöbetler tek ilaçla kontrol altına alınmaya çalışılmalıdır.  Nöbetler kontrol altına alınamadığı durumlarda ilaç dozu, tolare edilebilen en yüksek düzeye kadar artırılmalıdır.  En yüksek doza karşın yanıt alınamıyorsa durum gözden geçirilerek ya başka bir ilaca geçmek ya da ikinci bir ilacı tedaviye ilave etmek mümkün olabilir.  İlaç değişimi durumunda ilk ilaç yavaşça azaltılarak kesilmeli ve ikinci ilaç da yavaşça rtırılarak alınmalıdır. 

Her ilacın etkili ve düzenli plazma seviyesine ulaşması için belirli bir süre geçmesi gereklidir.  Bu sebeple, ilaçların dozlarını sıkça değiştirmek doğru değildir.  İlaçların aniden bırakılması statusun en etkili nedenidir.  Bu nedenle hastaların ilaçlarını birden kesmesi yanlış bir tutumdur.  

Bir taraftan uzun süre kullanılan ilaçların bedensel ve ruhsal yan etkileri diğer taraftan da ilaçların kesilmesinde sonra nöbetlerin tekrarlama olasılığı sebepleriyle antiepileptik tedavinin sonlandırılması veya ömür boyu sürdürülmesi kararının dikkatle alınması gereklidir.

Parkinson Hastalığı

Uzm.Dr.Hakan Levent GÜL
Nöroloji Uzmanı
 

Parkinson hastalığı, dopaminerjik nöronların harabiyetinden kaynaklanan progresif, nörolojik bir hastalıktır.  Hastalık, ilk kez 1817 yılında James Parkinson tarafından tanımlanmıştır.  Parkinson, daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkmakla birlikte bazen daha genç yetişkinlerde de görülebilmektedir.  Aradaki fark az olsa da toplumda kadınlara oranla erkeklerde daha fazla görülmektedir.  Bu hastalık ortalama 60 yaş civarında başlamaktadır.  Yavaş ilerleme gösteren bu hastalığın ortalama bir seyir hızı olmakla birlikte ayrı ayrı her hasta için bir ilerleme hızı tahmin etmek mümkün değildir.  Günümüze kadar tanı ve tedavide büyük gelişimler kaydedilmiştir.  Daha önceki dönemlere göre günümüzde Parkinson hastalarının ölüm riski genel nüfusunkine yaklaşmış ve yaşam süresi beklentisi artmıştır.

 A. Klinik Özellikler

    Parkinson hastalığının dört önemli bulgusu istem dışı titreme (tremor), kas sertliği (rijidite), hareketlerde yavaşlama (bradikinezi) ve denge kaybıdır.  En yaygın başlangıç bulgusu asimetrik istirahat tremoru olmakla birlikte hastaların yaklaşık beşte birinde ilk belirti olarak bir eli kullanmakta güçlük görülmektedir. 

      Diğer klinik özellikler açısından, hastalığın erken dönemlerinde  hasta sıklıkla ince koordine hareketlerde zorlandığını fark eder.  Günlük işlerin yerine getirilmesi zorlaşabilir (düğme iliklemek, saç taramak gibi.)  Maske yüz denilen, yüz ifadesinin silinmesi fark edilebilir.  Ses kısılabilir ve monotonlaşabilir.  Kullanmakta zorluk çekilen kol yürürken tam olarak sallanmayabilir ve hasta aynı taraftaki ayağını yürürken sürüyebilir.  Vücudun duruşu giderek bükülür ve adımlar da küçülür; el yazısı küçülebilir ve şekli bozulabilir.

      Daha sonraki dönemlerinde ağızdan salya akması ve yiyecekleri yutmada zorluklar, koku alma duyusunun kaybedilmesi nedeniyle tat almada değişiklikler görülebilir.  Bunlara ek olarak depresyon ve demans da ortaya çıkabilir.  Sık idrara çıkma, terleme anormallikleri gibi otonom fonksiyon bozuklukları bulgularına rastlanabildiği gibi aynı zamanda uyku bozuklukları da gözlenebilir.

      Parkinson hastalığının klinik tanısı, hastanın anamnezinin değerlendirilmesi ve nörolojik muayenenin yapılması ile konulur.  Kesin tanıyı sağlayan laboratuvar veya radyoloji yöntemi bulunmamaktadır.

   B.  Hastalığın Evreleri 

      Hastalığın şiddetini tanımlamanın bir yolu 1960’ larda Margaret Hoehn ve Melvin Yahr tarafından geliştirilmiş olan Hoehn ve Yahr skalasıdır.  Bu skalaya göre evreleme şu şekildedir:

      0: Parkinson hastalığı bulgusu yok.

      1. Evre: Tek tarafta  Parkinson hastalığı belirtileri (tremor, rijidite veya bradikinezi) var.

      2. Evre: İki taraflı Parkinson hastalığı belirtileri (tremor, rijidite veya bradikinezi) var ve yürüme güçlüğü yok.

      3. Evre: İki taraflı Parkinson hastalığı belirtileri var ve çok az yürüme güçlüğü var.

      4. Evre: İki taraflı Parkinson hastalığı belirtileri var ve orta derecede yürüme güçlüğü var.  Hasta tek başına yaşayamayacak durumdadır.

      5. Evre: İki taraflı Parkinson hastalığı belirtileri var ve hasta yürüyemiyor. Hasta tekerlekli iskemle kullanmak zorundadır ya da yatağa bağımlıdır.

   C.  Parkinson Hastalığını Taklit Eden Nörolojik Hastalıklar

       1.     Arteriyosklerotik Parkinsonizm

       2.     HIV Virüsü ve Tüberküloz Enfeksiyonları

       3.     Travma

       4.     Normal Basınçlı Hidrosefali

       5.     Tümörler ve Diğer Kitlesel Lezyonlar

    D.  Tedavi

     Parkinson hastalığında ilaç tedavisi, cerrahi tedaviler ve diğer yöntemler olarak tedaviler uygulanmaktadır. Hastalıkta kesin bir tedavi söz konusu değildir, ancak hasta yaşamını kaliteli şekilde devam ettirecek bir seviyeye ulaşmaktadır. Ortaya çıkan belirtiler, hastanın yaşı, diğer hastalıklar tedaviyi önemli derecede etkilemektedir. İlaç tedavisinde eksik salgılanan veya hiç salgılanmayan dopamin maddesi yerine konmaya çalışılır. Ancak bu ilaçlar ve dozu doğru belirlenmelidir. Aksi halde bu ilaçların ciddi yan etkileri bulunmaktadır. İlaçların yeterli gelmediği veya ciddi yan etki gösterdiği hastalarda cerrahi yöntemler tercih edilebilir. Cerrahi tedavide ise beyindeki bazı özel çekirdekler yakılarak veya özel elektrotlar vasıtası ile sinyaller verilerek(DBS:derin beyin stimülasyonu) uyarılır. Oldukça işe yarayan bu tedavilerde de dikkatli ve doğru bir yol izlenmelidir.  

Alzheimer Hastalığı

Uzm.Dr.Semra ACAR
Nöroloji Uzmanı
 

Alzheimer hastalığı, kronik demansın en sıkça (%60-80 oranında) rastlanan sebebidir.  Bu hastalık ilerleyici bellek kaybı ve diğer algılama bozuklukları ile karakterize klinikopatolojik bir antitedir.  Genellikle ileri yaşlarda görülen bir hastalık olmasına rağmen daha genç hastaları da etkileyen kalıtımsal bir tipi de bulunmaktadır.  Toplumda görülme  oranı 65 yaş altında %1'den azken 85 yaş ve üstünde bu oran %30-40 oranına çıkmaktadır.

      A.  Hastalığın Özellikleri

      Alzheimer hastalığı görülen vakaların %2-5 oranında genetik geçişlidir.  Bu hastalarda genellikle erken başlangıç görülür.  Genellikle 60 yaşın altında hatta 30-40'lı yaşlarda görülebilmektedir.  Bu miktarın dışında kalan vakalar daha önce genetik ilgisi olmayan ve tek olarak görülen tiptedir.

      Genellikle hafızanın bozulmasıyla gizlice başlar.  Yavaş ilerleyen ancak geri dönüşü olmayan Alzheimer hastalığı başlangıçta fazla belirti vermez.  Hastalık ilerledikçe serebral fonksiyonun diğer bozuklukları ortaya çıkar.  Uyanık bir hastada ileri bellek kaybı (amnezi) ve dezoryantasyon (yönelme bozukluğu), konuşma zorlukları (afazi), hesap yapmada hataların artması, dikkatsizlik, koordine hareketleri yapamama (apraksi), objeleri ve/veya kişileri tanıyamama (agnozi), tarihler unutma veya karıştırma, isteksizlik ve ilgisizlik, duygu ve davranışlarda değişiklikler gibi belirtilerle devam eder ve bu belirtiler giderek daha fazla dikkat çekici hale gelir.  Hasta aynı soruları tekrar tekrar sorabilirken bazen de sorulan sorulara anlamsız cevaplar verebilir.  Dışarıda, hatta evinin içinde bile yönünü kaybedebilir.  Bu belirtiler hastanın kendisinde de sıkıntı yaratır ve hasta içine kapanık ve sinirli hale gelebilir; depresyona girebilir. 

      Daha da ileri dönemlerde yürüyememe ve idrarı tutamama gibi işlevsel bozukluklar görülebilir.  Bunlara ek olarak hasta tamamen bakıma ihtiyaç duyan bir hale girebilir, yatağa bağımlı hale gelebilir. 

      Hastalığın ortalama seyri bulguların başlangıcından sonra 5 ile 10 yıl arasındadır.

      B.  Tedavi 

      Alzheimer hastalığı tedavisi hakkındaki bilgiler gün geçtikçe artmasına rağmen hastalık henüz tam olarak iyileştirilememektedir.  Günümüze kadar geliştirilmiş ilaçlarla hastalığın belirtilerini kısmen de olsa gidermek ve hastalığın seyrini yavaşlatmak sağlanabilmektedir.  Davranış bozuklukları ve hallusinasyon da ilaçlar sayesinde büyük oranda kontrol altına alınabilmektedir.

      Tedavi sürecinin etkili olabilmesi için erken teşhis konması ve mümkün olduğu kadar erken dönemde tedaviye başlanmış olması gerekir.  Kesin tanı için bazı tetkikler gerekebilir.  Böylece diğer demans tiplerinden ayırt edilmesi sağlanır.  Tedaviye erken dönemde başlanması, hastalığın ilerleme hızını ve hasta yakınları üstündeki yükü azaltabilmenin yanında hastanın yaşam kalitesini artırmaya yardımcı olabilir. 

      Alzheimer hastalığı hem ilerleyici nitelikte olması hem de ileri yaşlarda ortaya çıkması sebepleriyle özenli ve devamlı bir bakım yapılmasını gerektirir.  Bu durum hasta yakınlarına önemli bir sorumluluk yüklemektedir.  Bakımı üstlenen kişilerin en önemli görevi hastayı sevgi ve ilgiden yoksun bırakmamaktır.  Bu şekilde hastalıkla mücadele etmek ve Alzheimer hastasına yardımcı olmak mümkün olabilecektir.

EEG (Elektrooensefalografi)

Uzm.Dr.Semra ACAR
Nöroloji Uzmanı
 

Elektroensefalografi (EEG), epilepsili hastaları ve şüphe oluşturan nöbet bozuklukları olan hastaları incelemekte kullanılan önemli bir tetkiktir. Beynin elektriksel aktivitesini ölçmek için EEG cihazı kullanılmaktadır.  Epilepside EEG'nin amacı tanının desteklenmesi, sınıflanması, fokal beyin lezyonunun araştırılması ve epilepsi hastalarının izlenmesidir.  Buna karşın tek başına EEG bulgusu epilepsinin tanısı için yeterli değildir.  "EEG tedavi edilmez, epilepsi tedavi edilir." cümlesinden yola çıkarak, klinik bulgu olmadan, yalnız EEG sonuçları ile hastaya antiepileptik tedavi başlanması doğru değildir.  Bunun tersi olarak EEG'nin normal sonuç vermesi de hastanın epileptik olmadığı sonucuna götürmemektedir. Epilepside önemli olan, klinik nöbetlerin varlığıdır.  EEG tanıyı dışlamaz ancak tanıyı destekler.  Epilepsi hastasında EEG normal olduğu zaman, gerekirse özel elektrotlarla EEG'ler yinelenebilir.  Çekilmiş olan EEG'lerin değerlendirilmesi görsel ve subjektiftir.  Bu sebeple değerlendiren kişinin tecrübesi ve bilgisi önem taşır.

EEG elektrotlarının montajı mümkün olduğu kadar basit olmalı ve her montajın başında bağlantılar belirtilmelidir.  Çekim sırasında hastaların tok, uyanık ve gevşek bir halde olması sağlanmalıdır.  Yine çekim sırasında üç dakikalık hiperventilasyon (hızlı ve derin nefes alıp verme) yaptırılmalı, fotik uyarı (belli süre ve aralıklarla parlak ışık) verilmelidir.  Gerekli hallerde uyku, uzun uykusuzluk ve diğer aktivasyon yöntemleri uygulanabilir. 

Dijital EEG cihazları, kayıtların saklanması ve gerekli hallerde yeniden değerlendirilmesi için önemli derecede kolaylık sağlamaktadır.       

EEG laboratuvarlarında epileptik aktiviteyi ortaya çıkarma amacıyla kullanılan yöntemlere Aktivasyon Yöntemleridenir. Bu yöntemler:     

1.  İlk Seçenek Yöntemler 

a. Göz açıp kapama, görsel uyarılarla ortaya çıkan nöbetler için kullanılmaktadır.

b. Hiperventilasyon, bütün EEG laboratuvarlarında kullanılır.  Aç karnına hiperventilasyon yapılırsa delta yavaş dalgaları ortaya çıkar.  Bu nedenle hastaların EEG çekimlerinin tok karnına yapılması gerekir.

c.  İntermittent fotik uyarı, saniyede 1-30 kez yinelene flaş uyarısı ile yapılır.

d. Jeneralize ve parsiyel deşarjların ortaya çıkarılmasında derin uyuklama, nREM, birinci ve ikinci devreyi kapsayan 10 ila 30 dakikalık trasenin önemi büyüktür.  Bazı nöbet çeşitleri uykusuzluk veya uykunun azaltılması ile uyarılmaktadır.  Böyle durumlarda hastanın uzun süre uykusuz kaldıktan sonra EEG çekiminin yapılması gerekir.

2.  İkinci Sıra Yöntemler:  Özellikle tetik mekanizmalarıyla uyarılan epilepsilerde hastanın bildirdiği uyarılar (iç tetikleme, hesap yapma, geometrik şekiller, işitsel uyarılar, derinin uyarılması gibi) epilepsi deşarjlarının ortaya çıkmasında kullanılmaktadır.

Bilgisayar Kullanımı ve Uzun Süreli Monitörleme:  Uzun süreli monitörleme, epileptik olmayan atakların ayırt edilmesi, ilaçla kontrolü sağlanamayan ve nöroradyolojik olarak patoloji sağlanamayan olgularda, nöbet ile EEG arasındaki bağlantıyı ortaya çıkarmak ve incelemek, nöbet tipinin, iktal patternlerinin belirlenmesi ve uygun ilaç seçiminin yanında saçlı deri ve derin elektrodlarla cerrahi endikasyonun araştırılmasına yönelik olarak kullanılır.

Epileptik ve Paroksismal Patternler:

1.  İnteriktal Paroksismal (Nöbet Arası) Patternler:

a. Diken (Spike)

b. Keskin (Sharp)

c.  Multipl Diken

d. Hızlı Diken Akımları

e.  Diken ve Yavaş Dalga Kompleksi

f.   Yavaş Diken ve Dalga Kompleksi  

2.   İktal (Nöbet Anı) Patternler:

a. Jeneralize Tonik Klonik Konvülsiyon

b. Absans

c. Kompleks Parsiyel Nöbetler

d. Basit Parsiyel Nöbetler

e. Myoklonik Nöbetler

f. Tonik Nöbetler

g. Atonik Nöbetler

h. Salaam Ataklar             

Epileptik Olmayan Patternler:  EEG'de görülen dalgaların ayrımı, biçimsel özellikleri, yerleri, ortaya çıkış zamanları ve hangi koşullarda normal hangi koşullarda patolojik olduğu deneyimli bir EEG'ci tarafından doğru değerlendirilebilir.  Ancak başka bazı patternler de nöbetlere eşlik edebilir.  Nöbet öyküsü ve klinik bulgu incelemesi, EEG'nin değerlendirilmesinde önem taşıdığından bu incelemenin yapılmaması bazı epileptik olmayan patternlerin epileptiform patternler ile karıştırılmasına neden olabilir.  Bunun yanına EEG değerlendirilmesinden kaynaklanan hatalar da eklenince bazen hastalara yanlışlıkla epilepsi tanısı konarak gereksiz yere antiepileptik tedavi uygulanabilmektedir.

Toplumda EEG bozukluğu %30'a varan oranlardadır.  Bu veriler epilepsi - EEG deşarjı ilişkisinde klinik bulgu ve nöbet öyküsünün önemini göstermektedir.  Bu kişilerde az da olsa gelecekte nöbet olma olasılığı bulunmaktadır.  Ansefalit gibi beyin enfeksiyonlarında  EEG'de değişiklikler görülür.  Ateş ve bilinç bozukluğu olan hastalarda, özellikle EEG bu konuda aydınlatıcı olmaktadır.  Herpes ansefalitinde de EEG'de kendine özgü özellikler görülebilir.  Demans (bunama) hastalarında da EEG'de bazı değişiklikler görülür.

EMG (Elektromiyografi)

Uzm.Dr.Hakan Levent GÜL
Nöroloji Uzmanı

EMG / ENMG (Elektronöromiyografi) Nedir?

EMG; sinirler ve kaslardan alınan elektriksel sinyallerin yazdırılması anlamını taşır.
EMG; sinirleri etkileyen hastalıklarda tanı koymak, tanıyı doğrulamak, işlev bozukluklarını ya da yapısal hasarların şiddetini belirlemek, hastalık sürecini izlemek ve uygulanan tedavinin etkisini değerlendirmek için başvurulan bir inceleme yöntemidir.

Sinir İleti Çalışmaları 
EMG incelemesi sırasında; cilt üzerine yapıştırılan uyarıcı elektrotlarla sinirlerin belirli noktalarına verilen elektrik uyarıları ile bu sinirlerdeki sinyaller ortaya çıkarılır. Bu sinyal deri üzerine yerleştirilen kayıt elektrotları ile kaydedilir. 

İğne EMG’ si 
Bu işlem; iğne elektrot adı verilen özel bir kayıt elektrotlarının kas dokusu içine batırılması ve kas lifleri üzerinde elektriksel sinyallerin kayıt altına alınması amacıyla yapılmaktadır. 
Kas liflerinin hafif ve güçlü kasılmaları sırasındaki ürettikleri sinyaller değerlendirilir. Böylece saptanan hastalığın vücudun neresinde olduğuna ya da yaygın bir hastalık durumunda hastalığın yaygınlık derecesine ilişkin bilgiler elde edilir.

EMG Kullanım Alanları:

Polinöropatiler: Diyabet, B12 eksikliği veya böbrek yetmezliği gibi periferik sinirlerde yaygın hasara neden olan hastalıklar.

Fokal nöropatiler: Tuzak nöropatiler (ör. Karpal, Kubital, Tarsal Tünel Sendomları) başta olmak üzere genellikle tek sinirde hasara neden olan hastalıklar.

Radikülopatiler: Bel veya boyun fıtığı gibi omurilikten çıkan sinir köklerinin hasarına sebep olan hastalıklar.

Miyopatiler(Kas hastalıkları): Kas liflerinde hasara neden olan hastalıklar.

Motor Nöron Hastalıkları: Çocuk felci veya ALS gibi omurilikteki motor sinir hücrelerinde hasara neden olan hastalıklar.

Nöromüsküler Hastalıklar: Myastenia Gravis gibi sinir-kas iletisini bozan hastalıklar.

Hareket Bozuklukları

Uzm.Dr.Hakan Levent GÜL
Nöroloji Uzmanı

Hareket bozuklukları, bir duyu kusuru olmaksızın otomatik hareketlerde bozulma, istemsiz aşırı hareketler ya da hareketlerdeki yavaşlama ile ortaya çıkan rahatsızlıklardır. Beyindeki ince motor becerilerini kontrol eden merkezlerin hastalıklarına bağlı olarak oluşan geniş bir grup hastalığı kapsar. Bu hastalıklardan bazıları Ataksi, Distoni, Esansiyel Tremor, Huntington Hastalığı, Myoklonus, Parkinson Hastalığı, Progresif Supranükleer Palsi, Rett Sendromu, Sekonder Parkinsonizm, Tardive Diskinezi, Tourette Sendromu, Wilson hastalığıdır.

Vücudun değişik bölgelerinde kasılmalar, istemsiz titremeler, dengesizlik, koordinasyon bozukluğu, kontrol edilemeyen kıvrılmalar, tekrarlı konuşmalar, göz hareketleri, gittikçe azalan mental kabiliyet, bazı hastalık çeşitlerinde beyindeki hücrelerin ölmesi nedeniyle konuşma, yürüme, yutmada yavaşlama, düzensiz nefes alma, duyguların ifadesinde yetersizlik, yüz mimiklerinin azalması, yutma zorluğu nedeniyle salyaların akması görülmektedir. Bazı hareket bozukluklarında karnın şişmesi, kan kusma, sarılık gibi fizyolojik belirtiler ortaya çıktığı gibi bazen şiddet, depresyon gibi psikolojik belirtiler de olabilir.

Metabolik hastalıklar, nörolojik hastalıklar, genetik yatkınlık, kalıtım gibi sebepleri olabilir. Örneğin bir hareket bozukluğu hastalığı olan Wilson hastalığının bir insanda görülebilmesi için hem annenin hem babanın bu hastalığı taşıması gerekir. Yine Sekonder perkinsonizm kullanılan ilaçların yan etkileri ya da beyin dejenerasyonu sonucu ortaya çıkabildiği gibi Rett Sendromu genlerde meydana gelen mutasyonun bir sonucudur.

Ailesinde hareket bozukluğu hastalıkları öyküsü olan kişiler genetik olarak risk altındadır. Ancak bazı hareket bozukluğu hastalıkları dış etkenlere bağlı olarak gelişebilir. Örneğin tardive diskinezi, uzun süreli antipsikotik ya da nöroleptik ilaç kullanımı sonucunda gelişebilen bir tür kas hastalığıdır.

Hareket bozukluğu hastalığının türüne göre komplikasyonlar da değişiklik göstermektedir.

Hareket bozuklukları genellikle yavaş yavaş başlar. Bu nedenle hastanın öyküsü ve istemsiz hareketlerin görüntüleri teşhis için önem taşıyabileceğinden, bunlar not ve kayıt edilerek doktora iletilmelidir.

Hareket bozukluğu şikayetiyle gelen bir hastada ilk yapılacak şey, hasta öyküsü ve istemsiz hareketlerin izlenerek etkilenen bölüm veya bölümlerin belirlenmesidir. İstemsiz hareketlerin vücudun bir ya da bir kaç bölümünde olması, birbirine yakın ya da uzak bölgelerde olup olmaması, vücudun hangi bölümlerinde meydana geldiği, hareketlerin hızı, hareketlerin dinlenme ya da uykuda devam edip etmemesi, bastırılabilirliği altında yatan sebebin ortaya çıkartılması bakımından önem arz eder.

Hareket bozukluklarının tedavisi, altında yatan hareket bozukluğu hastalığının türüne göre değişmektedir. Kimi hastalıklarda, hastalığa yol açan etkenler ortadan kaldırılarak tedavi sağlanabildiği gibi, bazı hareket bozuklukları ilaç tedavisi ile, bazı hastalıklar cerrahi müdahale ile tedavi edilmektedir. Bazı hareket bozukluğu hastalıklarının ise tedavisi yoktur. Örneğin Ataksi ilaç tedavisi ile tedavi edilebilirken, Distonide ilaç tedavisi, Botox enjeksiyonu ve cerrahi müdahale şeklinde üç basamaklı bir tedavi uygulanır. Beyindeki hücrelerin bozulmasıyla ortaya çıkan Huntington hastalığınınsa tedavisi yoktur.

Hareket bozukluğu hastalıklarının büyük bir bölümü genetik yatkınlık sonucu ortaya çıktığından korunmak mümkün olmamaktadır. Uzun süreli antipsikotik ya da nöroleptik ilaç kullanımı sonucunda gelişebilen türleri de olduğundan bu ilaçlar doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

Kas Hastalıkları

Uzm.Dr.Hakan Levent GÜL
Nöroloji Uzmanı

Kas hastalıkları kişinin fonksiyonunu ve aktivitelerini kısıtlayarak yetersizlik yaratan hastalıklara verilen genel isimdir. Kas hastalıkları ilerleyici kas zayıflığı, kas kısalıkları, kontraktürlerin oluşturduğu deformiteler diğer bir adıyla şekil bozuklukları şeklinde sıralanabilir.

Kas hastalıklarının belirtileri çocuklarda başı sabit tutamama, yürümeye geç başlama şeklinde sıralanabilir. Kas hastalıklarının genel olarak belirtileri ise kaslarda gevşeklik olması, eklem hareketlerinin dengesiz olması, hastalığa sahip kişinin çok sık düşmesi ve kalkmakta zorluk çekmesi, merdiven inip çıkamaması, yürümekte zorluk çekmesi, çok çabuk yorulması, vücudun belli yerlerinde şekil bozukluğu oluşması şeklinde sıralanabilir.

Kas hastalığına göre hastalığın nedeni de farklılık göstermektedir. Fakat kas hastalıklarının çoğu genetiktir.Kas hastalığı akraba evliliği ve genetik faktörlerle oluşur. Bu iki durum dışında rastlanılma ihtimali oldukça azdır. Kas hastalıklarının genetik olması ve akraba evliliğiyle oluşması hastalığın iki önemli risk faktörüdür. Kas hastalığından vücudun en çok eklem yerleri ve omurgalar etkilenmektedir.

Kas hastalığından şüphe duyulması durumunda iyi bir uzman bulunarak hastalık kontrol altına alınmalıdır. Ailede kas hastalığı görülmüş olan bir başka fert var ise bu mutlaka doktora bildirilmelidir. Hastalıkla ilgili şikayetler doktora eksiksiz ve net bir şekilde anlatılmalıdır. Bu şikayetlerin bir kağıda not edilmesinde fayda vardır.

Kas hastalığının tespiti için öncelikle risk faktörleri incelenir ve hastaya kas biyopsisi yapılır. Kesin tanı ise kan testiyle birlikte yapılan EMG ile ortaya çıkacaktır.

Kas hastalığı bağışıklık sisteminden kaynaklı ortaya çıktıysa hastaya ilaç tedavisi uygulanır. Steroid ve kortizol gibi ilaçların kullanılması gereken durumlar gerçekleşebilir. Hastanın kaslarında oluşan zayıflığı engellemek için ise hastanın kasları kuvvetlendirilmelidir. Bunun için hastaya fizik tedavi uygulanır. Tedavide uygulanacak yöntem egzersiz tedavisidir. Bu egzersiz tedavileri; germe egzersizi ve kuvvetlendirme egzersizidir. Egzersizler düzenli ve doğru şekilde yapıldığında tedavi çoğunlukla olumlu sonuç verir. Kas hastalığı çocuklarda solunum problemi oluşturabilir. Böyle bir durumda hastaya solunum fizyoterapisi uygulanarak bu sorun çözülmeye çalışılır. Kas hastalığının durumuna ve çeşidine göre hastalığa cerrahi tedavi yöntemiyle de müdahale edilebilmektedir.

MS (Multipl Skleroz)

Uzm.Dr.Hakan Levent GÜL
Nöroloji Uzmanı

/upload/images/ms.jpg

Demiyelinizan hastalıklar, sinir sistemindeki nöronlarda bulunan myelin kılıfının bilinmeyen sebeplerle hasar görmesinin ardından sonuçlanan hastalığa verilen genel bir addır. Hasar gören sinirlerde sinyallerin iletiminde bozulmalar yaşanır. Sık karşılaşılmakta olan nörolojik bir hastalıktır.

Demiyelinizan hastalığının yaş aralığı genellikle 20 ile 40 yaşları arasıdır. Hastalığın belirtileri çok şiddetli olabileceği gibi hiç fark edilmeden de gerçekleşebilir. Hastada hareket kısıtlanması, görme bozukluğu, algıda yetersizlik, idrar tutmada zorluk, cinsel yaşamdaki sorunlar, denge bozukluğu ve konuşma bozukluğu gibi belirtiler görülmektedir.

Demiyelinizan hastalıklar genetik nedenlerden kaynaklı oluşabilmektedir. Bu hastalığa bağışıklık sistemiyle ilgili yaşanan sorunlar ya da bazen nedeni açıklanamayan bilinmeyen durumlarda sebep olabilmektedir.

Hastalığın risk faktörleri içinde genetik olması gösterilebilir. Hastalığın tam olarak nedeninin bilinmemesi risk faktörlerinin ortaya çıkmasını da engellemektedir. Frengi hastalığı, B12 vitaminin vücut için yetersiz olması bu hastalığa sebep olan faktörler içinde gösterilebilir.

Hastalık hareket kısıtlanmasına neden olarak hastanın felç geçirmesine sebep olabilmektedir. Hastada görme bozukluğu hatta görme işlevinin tamamen kaybedilmesi görülen bir diğer komplikasyondur. Ayrıca hastalıklar içinde en sık yaşananı multipl skleroz hastalığıdır.

Hastalık tanısı: muayene bulguları, laboratuvar testleri ve Beyin MR ile konmaktadır. 

Demiyelinizan hastalıkların tedavilerini gerçekleştiren doktorun ileri düzeyde bilgili ve deneyimli olmasında fayda vardır. Bu hastalığın tedavisi oldukça zordur. Hastalığın tedavi süreci boyunca doktor tarafından dikkatle izlenmesi gerekmektedir. Hastalığın tedavisi ciddi tedavi gerektirir. Hastalığın tedavisi ömür boyu sürebilir ve hastalık ömür boyu ilerleme gösterebilecek bir hastalıktır. Tedavinin başlıca amacı ise myelinin kılıfının ve sinir hücre yapısında oluşan bozulmaların önüne geçmektir. Ayrıca hastalığın tedavisinde kortizon ve kanserde kullanılan bazı ilaçlar kullanılmakta ve başarılı da olunmaktadır. 

Demiyelinizan hastalıkları ataklar halinde kendisini tekrar edici özelliktedir. Hastalığın tekrar etme süresi hastaya göre değişiklik göstermektedir. Hastalık genel olarak 1 ile 2 yıl içinde kendisini tekrar edebilmektedir. Bu yüzden hastalıkla ilgili kontrollerin aksatılmamasında fayda vardır. Bağışıklık sistemini güçlendirmesi açısından iyi bir beslenme şekli de önemlidir. Hastanın bağışıklık sistemini etkileyici hastalıklara karşı önlem alması ve dikkatli olması gerekmektedir.

Sinir Blokajı



* Baş ağrısının 4-72 saat sürmesi

* Tek taraflı olması

* Pulsatil (zonklama) olması

* Orta ileri düzey ağrı varlığı

* Rutin fiziksel aktivite ile ağrıda artış

* Bulantı kusma

* Işığa ve sese karşı rahatsızlık

Bu belirtilerin çoğunun cevabı ‘EVET’ ise büyük olasılıkla migreniniz var demektir.

Toplumda ortalama her 6 kişiden birinde görülen, yaygın bir sağlık problemi olan migren hastalığı ‘oksipital blokaj’ yöntemi ile tedavi edilebiliyor. İlaçlar etkili olamadığında ve baş ağrıları günlük yaşam aktivitelerini etkilemeye başladığında, migren tedavisi için alternatif bir çözüm olan oksipital blokaj yönetimi etkili bir çözüm yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sinir (Oksipital) Blokajı Nedir?

Oksipital blokaj başın ağrı duyusunu algılayan kısmın anestezik maddelerle blokajı ve sinirin uyarılabilirliğinin azaltılarak, ağrı eşiğinin yukarı taşınması işlemidir. Bu yöntem sayesinde ağrıya neden olan sinir sistemindeki ağrı duyusu bloke edilir ve dolayısıyla ağrı kesilir. 

Sinir (Oksipital) Blokajı Nasıl Uygulanır?

Tedavinin uygulanması kolay olup hasta oturur durumda iken başının arka kısmındaki büyük oksipital sinir alanına, çok ince bir iğne ile lokal anestezik madde enjekte edilir. Hastanemize başvuran hastalarda muayene, enjeksiyon ve sonrasında kısa bir gözlem yapılır. Uygulama 10 dk, tüm süreç 45 dk civarında sürmektedir. Çoğu hastamızda tek uygulama uzun süreli bir etkinlik sağlamakta, zaman zaman 2. ve 3. uygulamalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Lokal bir yöntem olan oksipital blokaj tedavisinde; ensede 4-5 saat süren uyuşma dışında bir sıkıntı yaşanmamakla beraber, nadir olarak baş dönmesi, enjeksiyon bölgelerinde hassasiyet ya da boyun ağrısı gelişebilir.

Sinir (Oksipital) Blokajı Kimlere Uygulanır?

Migren hastalığı olup ilaç kullanmak istemeyen kişilerde veya ilaç kullanması sakıncalı olan (karaciğer ve/veya böbrek yetmezliği olanlarda, emzirenlerde, hamilelerde, sindirim sistemi rahatsızlığı nedeniyle ağrı kesici kullanamayan kişilerde, analjezik allerjisi olanlarda) kişilerde tercih edilebilir.

Aynı zamanda servikojenik baş ağrılarında, gerilim tipi baş ağrılarında, küme baş ağrısında, oksipital nevralji hastalarında da etkindir.

Sinir (Oksipital) Blokaj Uygulaması Migren Rahatsızlığına Kesin Çözüm Mü?

Migren proflaksisinde (önleyici tedavide) kullanılan ilaçlar ağrı sıklığı, şiddet ve süresini ortalama % 40-70 azaltmaktadır. Bu durumda en az 6 ay ilaç kullanmak gerekir. Oksipital blokajda da ortalama % 50-70 azalma sağlanmaktadır ve bu etki 3-6 ay sürebilmektedir ancak hastalar ilaç kullanma ihtiyacı hissetmeden, 1 - 3 uygulama sonrası tedaviden fayda görmektedirler.

Uzm.Dr.Hakan Levent GÜL
Nöroloji Uzmanı

GERİ